AKSESUARIN TARİHÇESİ
Ayakkabının Tarihçesi ve Aksesuar Olarak Kullanımı
Ayakkabı, genelde "taban" adı verilen alt parça ile "saya" denen üst parçadan oluşur. Ayakkabı giyildikçe
yıprandığı için taban kalın bir parçadan yapılır. Ayağı saran saya ise daha ince bir malzemedir. Ayakkabı
çağlar boyunca çeşitlilik göstermiştir. Bunun başlıca nedeni ayakkabıların tropikal iklimden soğuk iklime
kadar değişen çeşitli coğrafyaya ve modaya uygun yapılmasıdır.
Eskiçağlarda çoğunlukla tabanı deriden ya da tahtadan sandallar kullanılmaktaydı. Kaynakların
çoğu, ayakkabının tarihçesini eski Mısır’la başlatmaktadırlar (Akalın, 1993). Bu tür sandallara Eski
Mısırlıların mezarlarında rastlanmıştır. Eski Yunanlıların avlanırken uzun çizme giydikleri, bunun
yanında, banyoya bile ayakkabı ile girdikleri bilinmektedir. Girit'teki Minos uygarlığı ve Roma
dönemlerinde de bu tür ayakkabı ve çizmeler kullanılmıştır. Ortaçağda ayağı sarması için yumuşak deri
ya da kumaştan yapılan ayakkabıların sivri burunlu hatlara sahiplerdi. Yolculuk sırasında ise potinler ya
da baldırlara kadar çıkan çizmeler kullanılmaktaydı. 14. yüzyıl sonlarına doğru öylesine uzun burunlu
ayakkabılar üretildi ki bunlarla yürüyebilmek için ayakkabının burnunu bir zincirle diz kemerine
bağlamak gerekiyordu. Daha sonraki tarihlerde ayakkabılara yüksek mantar topuklar eklendi. Ayakkabıyı
korumak amacıyla giyilen mantar topuklu şosonlar 1575'te moda oldu. Ama kötü havalarda ya da çok
yağışlı bölgelerde tahta tabanlı ayakkabılar da giyiliyordu. Bu tür tahta ayakkabılara sabo denilmekteydi.
Fotoğraf 5.1: Hollanda’da Geleneksel Ayakkabı Sabo
17. yüzyılın başlarında ayakkabıların yerini alan yüksek topuklu uzun çizmeler, evlerde de
giyiliyordu. Ayrıca dantelli çorapların görünmesi için çizmelerin üst kenarları dışa doğru kıvrıldı.
1660'tan sonra siyah, üzeri bağcıklı ya da tokalı, kalkık kare burunlu ayakkabılar çizmenin yerini aldı.
Kadın ayakkabıları erkek ayakkabılarının modasını izledi. 17. yüzyıldan başlayarak, sivri burun ve
yüksek topuklarıyla özgün bir biçim aldı. 1720'lere kadar kare burunlu ayakkabılar yaygındı. Bu tarihten
sonra bunların yerini yuvarlak burunlu ayakkabılar aldı. 1770'lerde üstte geniş kıvrımları bulunmayan
uzun çizmeler moda oldu. 18. yüzyılda kadın ayakkabıları saten ya da brokardan yapılıyor, toka, kurdele
ya da fiyonklarla süslenirdi. Yüksek topuklu ayakkabılar 1790'da tümüyle ortadan kalktı. Sokaklar ve
yollar öylesine kötü ve çamurluydu ki insanlar evden dışarıya çıkarken şosonlarını giymek zorunda
kalıyorlardı.
Fotoğraf 5.2: 18.yy. kadın ayakkabısı101
19. yüzyılda kadın ayakkabıları saten ya da kadife kumaştan yapılmaktaydı. Erkekler ise genellikle
düğmeli, bağcıklı ya da yanları esnek çizmeler giyiyorlardı. 1860'ların bağcıksız ve yanları esnek yarım
çizmeleri çoğu zaman beyaz ipekten yapılıyordu. On yıl sonra yüksek topuklar yeniden moda oldu,
çizmeler de yanları düğmeli olarak yapılmaya başlandı. 19. yüzyılda kadınlar fabrikalarda ve bürolarda
çalışmaya, ayrıca yürüyüş ve bisiklete binmek gibi sporlar yapmaya başlayınca daha sağlam ayakkabılar
kullanılmaya başlandı. Bağcıklı rahat yürüyüş ayakkabısı Birinci Dünya Savaşı (1914-18) sırasında
ortaya çıktı. Biliyoruz ki günümüzde de ayakkabı yapımında moda önemli rol oynamaktadır. Ayakkabı
temel gereksinim olarak da giysi tamamlayıcı aksesuarların en önemlisidir.
Türklerde Ayakkabının Tarihi
Orta Asya'da Türkler deriden ve yünden giyim eşyaları yapmakta ustaydılar. Çizme ve çarık en yaygın
ayakkabı türüydü. Deri çizmenin yanı sıra, yaygın olarak yünden keçe çizme de yapılıyordu.
Hükümdarlar kırmızı renkli çizmeler giyiyorlardı. Çizme ata binenler için çok elverişliydi. Selçuklu ve
Osmanlı dönemlerinde ordunun, yönetici sınıfların ve kentli halkın gereksinimlerini karşılamak üzere
zamanla ayakkabı çeşitleri çoğaldı ve ayakkabıcılık çok gelişti. Diğer zanaatçıların olduğu gibi
ayakkabıcıların da bir örgütü vardı. Üretilen ayakkabıların niteliğini lonca denetlerdi. Ayakkabı satıcıları
için kullanılan kavaf sözcüğü giderek yapımcıları da kapsadı. Kavaflar da çizmeci, yemenici, nalıncı,
terlikçi ve pabuççu gibi adlar alırlardı. Osmanlı toplumunda ayakkabı, giyenlerin toplumsal konumuna ve
mesleğine göre çeşitlilik gösterirdi. Ev içinde yüzleri atlas ve kadife gibi kumaşlardan yapılmış, üzerleri
sırmayla işlenmiş hafif ayakkabı ve saray terlikleri giyilirdi. Osmanlı dönemindeki ayakkabılar,
yapıldıkları malzemeye, biçimlerine ve kullanıldıkları yere göre adlar alırdı. Başmak, cimcime, çapula,
çizme, yarım çizme, çedik, çedik pabuç, edik, fotin, galoş, mest, kalçın, kundura, merkub, nalın, sandal,
terlik, tomak, yemeni başlıca ayakkabı çeşitleriydi. Genellikle alçak ökçeli ya da ökçesiz yumuşak
deriden yapılan rahat ayakkabılar tercih edilirdi. Dışarıda giyilen ayakkabılardan bazıları mest-ayakkabı
gibi iki parçadan oluşurdu. Ayağa giyilen mestin üzerine onu yağmur ve çamurdan korumak amacıyla,
önceleri ayakkabı sonraları da lastik giyildi. Şoson ya da galoş denen lastik ayakkabının içine geçirilerek
giyilen mestler, özellikle namazlarını camilerde kılanlarca kullanılırdı. 16.-18. yüzyıllarda İstanbul,
Edirne ve Bursa'da ayakkabıcılık çok gelişmişti. 19. yüzyıl sonlarına kadar Türkiye'de ayakkabı yapımı
tümüyle el işçiliğine dayanıyordu. Beykoz'daki deri fabrikasına 1884'te ayakkabı yapım bölümü eklendi.
1933'te Sümerbank'a devredilen Beykoz Deri ve Kundura Fabrikası makineli üretimin yapıldığı önemli
bir yerdi. Günümüzde ayakkabı üretimi daha çok özel sektör tarafından gerçekleştirilmektedir.
Günümüzde seri üretim neredeyse tamamen makinelerle yapılmaktadır. Ayakkabı yapmak için önce
sol ve sağ ayak modelleri, sonra da bunların tahta kalıpları yapılır. Ayakkabı yapımı genellikle sekiz
aşamada gerçekleşir. Hayvan derisi, kumaş ya da yapay deriden, ayakkabının sayası ve astarı uygun
biçimde kesilir. Sayayı oluşturan parçalar ile astar birbirine dikilir. Ayrıca ayakkabının burnuna sertlik
veren parça ile topuğa konulan yumuşak parça da dikilir. Bağcık delikleri bu aşamada açılır ve
ayakkabının iç yüzeyine numara ve model kabartmaları yapılır. İç ve dış taban parçaları ile topuklar
hazırlanır. Bunlar genellikle kösele, kauçuk, bunların bileşimi ya da öteki yapay malzemelerden yapılır.
Topuklar tahta da olabilir. Parçaların eklenmesiyle oluşan saya, kalıbın üzerine gerilir; iç tabana dikilir ya
da çivilerle tutturularak kalıplanır. Saya ve iç taban, kalıcı biçimini alıncaya kadar kalıpta tutulur.
Tabanlama aşamasında dış taban sayayla birleştirilir. Bu işlem dikerek, yapıştırarak, çivileyerek ya da
bunlardan birkaçı birden uygulanarak yapılabilir. 1953'te geliştirilen bir işlemle kauçuk, polivinil klorür
(PVC) ve poliüretan tabanlar kalıp-baskı yöntemiyle biçimlendirilmekte ve ayakkabının üst bölümüne tek
bir işlemde yapıştırılmaktadır. Topuklama aşamasında topuk ayakkabının tabanıyla birleştirilir ve son
biçimini alır. Bitirme, cilalama, ayakkabıyı kalıptan çıkarma, topuk ve taban yastıklarının yerleştirilmesi
işlemlerini içerir. En son biçimini verme sırasında bağcıklar, fiyonklar ve tokalar takılır.
Aksesuar olarak çok önemli bir yere sahip olan ayakkabıların günümüzde çok fazla çeşidi
bulunmaktadır. Ayakkabılar bedenimizin dik durabilmesi ve hareketlerimizin kolaylıkla yerine
getirilebilmesi için işlevsel bir beden aksesuarı olarak günlük hayatımızda yer alırlar. Ayakkabılar
insanların en önemli gereksinimlerinin başında yer alan kullanım nesneleridir. Tarihin ilk dönemlerinden
itibaren bir statü sembolü olan ayakkabı aynı zamanda pek çok yan anlamı da içeren bir nesne olarak
karşımıza çıkmaktadır. Erkek ve kadın anatomisindeki farklılıklardan ötürü cinsel kimliğe ve çift
olabilme gücüne sahiptir. İnsan psikolojisi üzerine etkisi diğer görsel aksesuarlara göre daha çok yeri
bulunmaktadır. 102
Antropologların gözüyle ayakkabı değişen iklim ve yaşam koşulları ve toplumların kültürleri
doğrultusunda tarihsel süreç içerisinde biçimlenmiştir. Günümüz insanı için ise kullanım aracı olup da
estetikten ayrı tutulamayan bir üründür. Ayakkabılar aslında gereksinimimiz olduğunda satın alınan,
ancak renkliliğinin karşısında cazibesine kapılıp gereksinim dışında da dolabımıza yerleştirdiğimiz
“giyim bütünleyici” ürünlerdir. Moda akımları pek çok ürünü etkisi altına aldığı gibi ayakkabı tasarımını
da etkilemiştir. İnsanlar için pek çok anlamı ve duygusal değeri olan bu nesnenin tasarımı, hem moda
tasarımının hem endüstri ürünleri tasarımının kapsamındadır.
Şemsiyenin Tarihçesi ve Aksesuar Olarak Kullanımı
İlk şemsiye bundan dört bin yıl önce icat edilmiştir. Mısır, Yunan, Asur ve Çin’in antik sanat eserlerinde
şemsiyelerin de yer aldığını görebilmekteyiz. Eski şemsiyeler veya güneş şemsiyeleri, güneş ışınlarından
korunmak amacıyla tasarlanmıştı. Milattan önce 1200 yıllarına gelindiğinde şemsiye Mısırlılarda dini bir
anlam kazandı. Gökyüzünün Tanrının vücudundan yapılmış, dünyayı koruyan bir şemsiye olduğuna
inanıyorlardı ve başlarının üzerinde taşıdıkları şemsiye yüksek ahlak sembolü idi. Romalılar şemsiye
kültürünü Mısırlılardan aldılar ama onu hep kadınsı bir sembol olarak gördüler ve erkekler tarafından hiç
kullanılmadı. İlk su geçirmez şemsiyeler yağmurdan korunmak amacıyla Çin’de üretildi. Bu kağıt
şemsiyeler yağmurlu havalarda rahat kullanılmaları için mumlanmış ve cilalanmıştı.
Fotoğraf 5.3: Siyah şemsiye
Şemsiye (umbrella) sözcüğü Latin kaynaklı bir sözcük olan gölge (umbra) kelimesinden gelmektedir.
16. yüzyılda şemsiye batı dünyasında çok popüler bir aksesuardı. Önceleri şemsiyelerin bayanlar için
uygun bir aksesuar olduğu düşünülürdü. Farslı gezgin ve yazar Jonas Hanway (1712-86) İngiltere’de otuz
yıl şemsiyeyi kullandı ve şemsiyenin erkekler arasında da popüler olmasını sağladı. İngiliz centilmenler
şemsiyelerini “Hanway” olarak tanımlamaktadır.
İlk şemsiye dükkanının adı “James ve Oğulları” idi. Bu dükkan 1830’da açıldı ve halen Londra’da 53
New Oxford Street’de bulunmaktadır. 1852’de Samuel Fox ilk çelik telli şemsiyeyi keşfetti. Fox aynı
zamanda “İngiliz Çelik Şirketi”’ ni kurdu ve çelik şemsiye yapımında olduğu kadar giyimde korse ve etek
teli yapımında da kullanılmaya başladı. Afro-Amerikan kaşif William J Carter, şemsiyeleri koymaya
yarayan ayaklı bir mekanizmanın 8 Ağustos 1885’te patentini aldı.
Avrupa'da şemsiyelerin yaygın olarak kullanılmasına 1700'lü yıllarda başlanmıştır. Bu yıllarda
şemsiyelerin yünlü kumaşlarının üstü bir çeşit yağ ile sıvanıyordu. Bu yağ kumaşa su geçirmez bir özellik
kazandırıyor ve siyah bir renk veriyordu. Siyah renkli bu şemsiyeler erkekler tarafından da benimsendi ve
güneş için olan beyaz şemsiyeler kadınların, yağmur için olan siyahlar ise erkeklerin vazgeçilmez
aksesuarları oldu. Bir çeşit yağ ile sıvanan siyah şemsiyeler gerçekten yağmuru hiç geçirmiyorlardı ama
ömürleri de pek uzun sürmüyordu. Zamanla daha kaliteli şemsiyeler üretildi ancak siyah renk su
geçirmezliğin bir garantisi olarak algılanmaya devam etti. 103
Fotoğraf 5.4: Şemsiyenin aksesuar olarak kullanımı
Yakın zamanlarda Avrupa’da şemsiyelerin yapımında ahşap veya dövülmüş kemik kullanılmış ve bu
şemsiyeler yağlanmış çadır kumaşı veya alpaka kumaşı ile kaplanmışlardı. Zanaatkarlar şemsiyeleri
abanoz gibi sert, eğilmesi zor ağaçları kullanarak elleriyle imal ediyorlardı. Sonraki yüzyıllarda daha
yeni teknikler kullanılarak, az yer kaplayan açılır kapanır şemsiyeler imal edilmeye başlandı. Günümüzde
yazın şemsiye kullanma alışkanlığı sürmese de, yağmurda erkekler çoğunlukla siyah şemsiyeyi tercih
etmektedirler. Kadınlar ise farklı renklerdeki şemsiyeleri kendilerine birer aksesuar olarak gördükleri için
giysi tamamlayıcısı olarak kullanmaktadırlar.
Fotoğraf 5.5: Gökkuşağı renklerinde bir şemsiye
Şemsiye sözcüğü Latin kaynaklı hangi sözcükten türetilmiştir?
Çantanın Tarihçesi ve Aksesuar Olarak Kullanımı
Giyimde aksesuar seçimi giysi seçimi kadar önemlidir. Özellikle kadın giyiminde çantalar önemli bir
aksesuardır. Günümüzde moda endüstrisinin en çok ele aldığı giysi tamamlayıcılarıdır. Bu aksesuarlar
arasında tasarımcısı ve kullanan kişi ile özdeşleşmiş ikon çantalar bulunmaktadır. Örnek olarak iki
markanın kısa tarihine aşağıda yer verilmiştir.
Efsanevi Çantalar
Hermes Birkin
İngiliz şarkıcı, oyuncu ve yönetmen Jane Birkin’in kendi adını taşıyan Hermes çantası ‘Birkin’’moda
tarihinin ikon çantalarının başında gelmektedir. Kadınların yoğun beğenisine sahip olan Hermes
çantalarının arasına 1984 yılında eklenen Birkin modelinin çıkış hikayesi 1981 yılına dayanmaktadır.
Hermes başkanı Jean-Louis Dumas ile Paris’ten Londra’ya dönerken uçakta yanyana oturan Jane
Birkin’in kendisinin sevebileceği deri bir çanta bulmanın zor olduğunu söylemesi, Dumas’ın 1984’te
siyah deri ve Birkin adını verdiği modeli çıkarmasına neden olmuştur.104
Fotoğraf 5.6: Hermes Birkin Çanta
Dünyaca ünlü Hermes Birkin modelini özellikle sinema dünyasının ünlüleri tercih etmektedir.
Fotoğrafl 5.7: Hermes Çanta Kullanan Yıldızlar
Chanel 2.55 Çanta
Gabrielle Coco Chanel 19. Yüzyılın sonlarına doğru doğdu ve 20. Yüzyıla da tanık oldu. Moda
hakkında farklı yaklaşıma sahip modacı Chanel yaşadığı zamanların sentezini yapmanın aksine, dönemin
modasını ciddiye almayarak, paradokslarıyla ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Gelecekçi yaklaşımları
sayesinde moda günümüzde de hala onun çizgisinden etkilenmektedir.
Fotoğraf 5.8: Chanel 2.55 Çanta
Siyah küçük elbiseyi çocukken kaldığı manastırdaki rahibelerden etkilenerek tasarladı. 1921’de
piyasaya sürdüğü Chanel No:5 parfümü bir tasarımcıya ait parfüm olma özelliği ile bir ilktir. Korseler,
kıyafetlerin yegane parçası olduğu dönemde korsesiz ve rahat kıyafetler tasarlayarak moda dünyasına
yeni bir bakış açısı kazandırdı. 1920’li yıllarda kadınların çantalarını ellerinde taşıdığı dönemde Chanel 105
gittiği yerlerde çantasını kaybetme sorunundan hareketle omuz askılı çanta tasarladı. Bu şekilde kadınlar
çantaları omuzlarındayken rahat hareket edebiliyorlardı. 1955 yılının Şubat ayında ise o günden bu güne
bir klasik olan Chanel 2.55’i üretti. Çanta adını piyasaya çıktığı ay ve yıldan alıyor. Siyah deri kapitone
görünümlü bu efsanevi model şimdilerde farklı renkler ve detaylar kullanılarak da üretiliyor.
Fotoğraf 5.9: Çantanın Kesim Aşaması
Fotoğraf 5.10: Çantanın Yapıştırılma Aşaması
Coco Chanel’in bir simgesi olan çantanın her özelliği astarından omuz askısına kadar kendine ait
yaşanmışlıkları ortaya koyar. Örneğin astarın ve dış yüzeyinin koyu rengi büyüdüğü manastırdaki
üniformaların renginden gelmektedir. Ön kapağın iç kısmındaki fermuarlı bölme, aşk mektuplarını
sakladığı gözdür. Arka tarafındaki kapak yedek olarak yanına aldığı parasını koyduğu gizli bölmeyi
barındırır. Kapitone dokusunu ise yine büyüdüğü manastır ve jokeylerin montlarından esinlendiği
düşünülüyor. Tamamen elde üretilen 2.55’ler toplamda 180 aşamadan geçmektedir. Çantanın orijinal
kilidine hiç evlenmediği için ‘Matmazel kilidi’ adı veriliyordu. Bu kilidin yerini Karl Lagerfeld
tasarımıyla 80′lerden sonra Chanel’in logosu aldı. 106
Fotoğraf 5.11: Çantanın Son Halini Alması
Saatin Tarihçesi ve Aksesuar Olarak Kullanımı
İnsanoğlu başlangıçtan bu yana “zaman” ile uğraşmış, yıldızlara ve güneşe bakarak onu anlamaya ve
hesaplamaya çalışmıştır. İlk başta insanlar için sadece yağmurun, karın, soğuğun, sıcağın zamanını
bilmeleri yetiyor, mevsimlerin değişimi ile hasat zamanını, göç zamanını ve barınma zamanını tahmin
ediyorlardı. Gittikçe daha küçük zaman birimlerine ihtiyaç duyan insan, yılı aylara ve haftalara bölmeye
başladı. Zamanın geçişinin en belirgin göstergesi olan gün, güneş doğunca başlıyor ve çalışma süresi
aydınlık zamanı kaplıyordu. İnsanların geceyi gündüze benzer kılma çabaları, günü daha küçük zaman
birimlerine ayırmayı gerektiriyordu. Dakika ve saniyeler daha çağdaş dönemlerin ürünü olmakla birlikte,
insanlar günü birkaç bölüme ayırmaya çalışmışlar ve gittikçe daha küçük zaman dilimlerine ihtiyaç
duymuşlardır. Daha küçük zaman birimlerinin tarihi takvimle paralellik gösterir. Yılı ilk olarak birimlere
bölen Sümerler, günü de ilk bölenler olmuşlar ve zamanı ölçmeye başlamışlardır. Mısırlılarla devam eden
bu çabalar Yunanlılar ve Romalılarla gelişmiştir.
Gündüz ve gece olayı, güneşin doğuşu ve batışı, Ay'ın küçülüp büyümesi, mevsimlerin değişimi,
yıldızların görünümündeki hareketlilik insanlarda zaman kavramının algılanmasını sağlar. Güneş saati,
kum saati, su saati gibi buluşlar her zaman bu gereksinimlerin sonucu gerçekleşmiştir. İnsanoğlunun
zamanı ölçme tutkusu asırlar boyu gelişerek sürmüş, Ortaçağ'da yaşam düzeyi yükselen toplumlar için
takvim ve saat kavram olarak büyük önem kazanmıştı. Bu dönemde Galileo, Newton gibi matematikçi ve
fizikçiler zamanı ölçecek bir aracın icadı için önemli buluşlar gerçekleştirmişlerdi. Saatin icadında
yuvarlak dişlinin, sarkaç'ın ve yaylı spiral'in yaratılışı bu alanda atılan önemli adımlar olmuştur.
Saatin gelişimi 1500’lerden başlayarak kısaca özetlenebilmektedir. 1524’te Alman kilit ustası Peter
Henlien tarihte bilinen ilk kurmalı saati üretti. O zamana kadar mekanizmaları çalıştırmak için sürekli yer
değiştirilen ağırlıklar vardı. Kurmalı saatler yayları gevşedikçe zamanı göstermemeye başlıyordu, onların
sayesinde taşınabilir saatler üretilmeye başlandı.
1550’lerde piyasada Almanya ve Fransa üretimi saatler yer almaya başladı. 1575’te özellikle İsveçli
ve İngiliz üreticilerin sayısında artış görüldü. O dönemlerde saat sadece zamanı gösteren bir araç değil,
yeni ortaya çıkmış bir modaydı. Çelikten yapılan iç mekanizmalar bu yıllardan sonra pirince dönüşmeye
başladı. Yine de saati bir arzu nesnesi haline getiren bu teknolojik gelişmeler değil, 1600-1675 arasındaki
şekilsel yeniliklerdi.
Gerçek anlamda saati günlük kullanıma sokan isim İngiliz Christian Huygens'tir. 23 Ocak 1675'te
C.Huygens zaman ayarını sağlayan yaylı balans'ı saatin içine yerleştirmeyi başarmıştır. Saatlerin doğal
parçaları olarak kabul ettiğimiz akrep ve yelkovan'ın saate uygulanması ise ancak 1690 yılında
gerçekleşmişti. 1600’den sonraki değişiklikler bu görüşü değiştirmedi. 107
Saatin değerli bir mücevher gibi değerlendirilmesi ve bir yatırım aracı olarak görülmesi de aynı
tarihlerde başlamaktadır. Basit bir kutudan yuvarlak veya silindir şekillere geçilmiş, altına üstüne değerli
madenlerden şapkalar takılmıştı. 1656’da ilk sarkaçlı saat üretildi.
1704’te Dullier adındaki üretici pirinç parçaların bazılarını mücevherlerle değiştirmeyi denedi.
1725’te ucuz saatlerin herhangi yerine kıymetli taş koyma modası başlayıp bir süre devam etti. 1750’de
ilk kez bir üreticisi saate kendi ismini verip marka yaratma çabasına girdi. 1721’de George Graham’in
yaptığı sarkaçlı saat günde sadece bir saniye geri kalmaktaydı.
1800’de ise ilk kez bir cep kronometresi yapıldı böylece, saniye ilk kez cebe girdi. Saatin yelek
cebinden kola geçişi 1810 yılında üretilen ilk kol saati ile gerçekleşmiş, kol saatlerinin kullanımı 1914-18
Birinci Dünya Savaşı'na katılan askerler tarafından yaygınlaştırılmıştır.
Fotoğraf 5.12: George Graham
Bu akım sonunda 1930'lu yıllarda dünyada satılan her iki saaten biri kol saati olmuştur. 1850’de
Amerika’da ilk kez seri üretim saat yapılmaya başlandı. Kol saatlerinde elde edilen en önemli gelişme ise
1922 yılında, elle kurulma gereği olmayan otomatik kol saatlerinin üretilmesi ile gerçekleşmiştir. 1952’de
ilk kez kurulmayan bir saat üretildi, bu saat “pil” sayesinde çalışıyor ve hiçbir kurmalı saatin ulaşamadığı
dakikliğe ulaşıyordu. 1970’de elektronik saatler piyasada ilk kez görüldü.
Günümüzde teknolojik gelişmeler saat endüstrisinde olağanüstü yeniliklerin uygulamaya konmasını
sağlamıştır. Ayrıca son yıllarda üretilen saatlerin bir bölümü pırlanta ve değerli taşlarla bezenerek moda
dünyasına girmiştir. Bu özellikleri sayesinde moda dünyasında önemli bir aksesuar olarak kabul edilen
saatler işlevleri dışında birer ikona dönüşmektedirler.
Eskiden zamanı öğrenmek için kullanılan, şimdilerde ise zamanı öğrenmek dışında kolumuzda
aksesuar şeklinde taşıdığımız yüzlerce model ve çalışma sistemine sahip saatler bulunmaktadır. Sadece
kola tek başına saat takmanın yanı sıra, kol bileklikleri ile kombinlenen ya da birden fazla saati kola
takmanın da tercih edildiği kullanım biçimleri vardır. 108
Fotoğraf 5.13: Aksesuar olarak saatin kullanımı
Gözlüğün Tarihçesi ve Aksesuar Olarak Kullanımı
Gözlüğün ana malzemesi olan camın tarihi 4500 yıl öncesine dayanmaktadır. Antik dünya insanlarının
optik hakkında bilgileri olduğu, camın belirli bir formunun cisimleri büyüttüğünü fark ettikleri biliniyor.
Milattan önce l000 yıllarına ait büyüteç olarak kullanılmış cam örneklerine Girit'te ki kazılarda
rastlanılmıştır. Ne var ki büyütecin cam haline gelmesi çok zaman almıştır. Gözlüğü ilk bulan kişinin kim
olduğu bilinmemektedir. Ancak bu kişinin 1250 veya 1280 yıllarında Venedik'te yaşamış olacağı var
sayılmaktadır. Biliyoruz ki 13. Yüzyılda Venedik, İtalya'da cam üretimiyle ünlü olan bir yerdi.
İlk gözlüklerin mercekleri konveks, yani dışbükeydi ve sadece yakını görme problemi olanların
işlerine yarıyordu. Uzağı görme sorunu olanların derdine çare olacak konkav (içbükey) merceklerin
üretilmesi için yüzyıl geçmesi gerekecekti. Uzağı görme sorununu yani miyopluğu düzeltecek
merceklerin ancak 15. yüzyılda yapılabilmesinin sebebi o tarihlerde gözlüğün daha çok yakını okuma
amaçlı kullanılması, uzağı görememenin o kadar önemsenmemesi ve içbükey merceklerin imalinin daha
zor ve pahalı olmalarıydı. Gözlük icat edildikten ancak 350 yıl sonra düşmeden yüzde kullanılabildi.
Edward Scarlett 1730'da Londra'da sabit gözlük sapını icat etti. Saplar başa göre ayarlanabildiği için
gözlük burun üzerine daha az ağırlık yaparak düşme tehlikesi de önlenmiş oluyordu. Ancak tüm bu yavaş
gelişmeye karşın gözlüğün insanlığa hizmeti büyük oldu. En azından onların yaşama bağlılıklarını
arttırdı. Matbaanın icadından, basılan kitap ve gazete sayısının artmasından sonra gözlük lüks olmaktan
çıkıp temel bir ihtiyaç oldu. 14. Yüzyıl ortalarında İtalyanlar gözlük camlarına belki şekillerindeki
benzerlikten dolayı 'mercimek' anlamında 'lenticchie' adını verdiler.
İngilizcesi de 'lentis' olan mercimek, yaklaşık iki yüzyıl gözlük camı anlamında da kullanıldı.
Günümüzde kullanılan 'lens' adının kökeni de bu sebeple merceğe temellendirilir. İlk gözlükçü dükkanı
ise 1783' de Philadelphia'da açıldı. Francis Mc Allister dükkanında gözlüklerini bir sepetin içine yığıyor,
müşteriler de bunları tek tek deneyerek gözlerine uygun geleni alıyorlardı.
Fotoğraf 5.14: Numaralı gözlüklerin ilk örneklerinden 109
İlk güneş gözlükleri ise 1430'lu yıllarda Çinliler tarafından kullanılmıştır. Çinlilerin ateşte dumanın isi
ile kararttıkları gözlükler görme kusurlarını düzeltmek için kullanılmamıştır. Sanılacağı gibi Güneş'ten
korunmak için de değildir. Çinliler başta mahkemeler olmak üzere bir çok yerde gözleri görünmesin,
düşünceleri göz ifadelerinden belli olmasın diye bu koyu renkli gözlükleri takıyorlardı. Daha sonraları
İtalya'dan Çin'e numaralı gözlükler de getirildi ama Çinliler onların da çoğunu is ile kararttılar.
Günümüzde güneş gözlükleri üreten birçok firma bulunmaktadır. Aksesuar sektöründe çok önemli bir
yere sahip olan gözlüklerin birçok model ve rengi bulunmaktadır. Gözlük seçiminde yüz yapısı, ten rengi,
kişilik önemli seçim kriterleri arasında yer almaktadır.
Fotoğraf 5.15: Çeşitli Model ve Renklerde Güneş Gözlükleri
Chanel’in efsanevi çantası 2.55 adını nereden almaktadır?
Takının Tarihçesi ve Aksesuar Olarak Kullanımı
Takılar geçmişte din, tılsım, büyü, uğur gibi kavramların etkisiyle kullanılmaktaydı. Daha sonraları bu
anlamlara ölü hediyesi, tanrılara sunu, imtiyaz göstergesi, zenginlik ifadesi, hediye ve nihayet güzel
görünmek gibi amaçlar da eklendi. Gerek dinsel nedenlerin gerekse kendini beğendirme çabasının bir
sonucu olarak insanın ilgisini sürekli çeken takıların ilk örnekleri taş, kemik, deniz kabukları ve
fildişinden yapılırken, maden işçiliğinin başlamasıyla bunların yanı sıra tunç, gümüş, electrum ve
özellikle altın takılar yoğun bir biçimde kullanılmaya başlanmıştır. Hem dini hem dünyevi amaçlarla
kullanılan takılarda bazen her iki amaç da birbiriyle sımsıkı bağlantılı olmaktadır.
İnsanoğlunun ihtiyaçları yaşamın gereklilikleri kapsamında değişmektedir. Ancak bu ihtiyacın şekli
ne olursa olsun, beslenme, barınma, giyinme ve süslenme ihtiyaçları hiç değişmemiştir. Tarihte öncelikle
krallar ve rahipler, sahip oldukları güçleri üzerlerinde taşıdıkları sembollerle ifade etmek istemişler, takıyı
bir noktada güçlerinin dışa vurumu konusunda simgeleştirmişlerdir. Bu simgeler o zamana kadar
keşfedilmiş kıymetli taş ve madenlerden yapılmaktaydı. Bugün bu sembolleri günümüz takılarının çıkış
noktası olarak tanımlıyoruz. Öncelikle Uygur Türkleri, daha sonraları da Selçuklu ve en önemlisi ise
Osmanlı medeniyeti değerli taşlarla süslenmiş takılarla bütün dünyayı kendisine hayran bırakmıştır.
Günümüz moda sektöründe takının yeri ayrıdır. Birçok çeşide sahip olan takı; yüzük, kolye, küpe, broş,
bilezik, halhal ve pazu bantı gibi farklı olabilmektedir. Takılar değerli taşlar kullanılarak yapılabildiği
gibi birçok farklı malzemeden de üretilebilmektedir. 110
Fotoğraf 5.16: Mücevher Olarak Kolye ve Saat Kullanımı
Eldivenin Tarihçesi ve Aksesuar Olarak Kullanımı
İlk çağlarda eldivenler, elleri korumak amacıyla kullanılsa da, güç ve refahın simgesi olarak sembolik
anlamlara sahipti. Ortaçağ ve Rönesans döneminde yöneticilerin dışında halkında, çoğunlukla parmaksız
olmak kaydıyla, eldiven kullandığına dair bilgilere ulaşılmaktadır. XIII.yy’da ise Avrupalı kadınlar
eldiveni süs olarak kullanmaya başlamışlardı. 16'ncı yüzyıla kadar eldivenler sade bir görünüme
sahipken, Kraliçe I. Elizabeth'in nakışlı ve taşlarla süslü eldivenler giymesiyle daha gösterişli modellere
geçilmiştir. Nakışlı ve taşlı eldivenlerin aynı zamanda imparator ve kralların rütbelerini vurgulayan
sembolik anlamları da bulunmaktaydı.
Dirseklerin üzerine kadar uzanan opera eldivenleri ise I.Napolyon döneminde moda olmuştur. Moda
tarihine baktığımızda Napolyon’nun bir eldiven tutkunu olduğunu ve gardırobunda 200 den fazla çift
eldiveni olduğunu öğreniyoruz. 19'uncu yüzyılda aristokratların kadın ve erkekler ayırımı olmadan, kapalı
yerlerde veya açık alanlarda, eldiven giydikleri bilinmektedir. Zarafeti de simgeleyen bir aksesuar olarak
eldiven, günümüzde mevsim gereksinimlerinin dışında, özellikle balolarda kadınlar tarafından tercih
edilen aksesuarların içinde yer almaktadır. Çok farklı malzemeleelerden üretilen eldivenler giysiyi
tamamlayan estetik aksesuarlardır.
Fotoğraf 5.17: Eldiven çeşitleri 111
Şapkanın Tarihçesi ve Aksesuar Olarak Kullanımı
İlk şapka örneklerine eski Mısır ve Yunan zamanında Teb şehrinde bulunan erkek mezarlarında
rastlanılmıştır. M.Ö. 3200 yılında Mısırda erkelerin başlarında tüyler, krallarının ise taçlar yada peruklar
üzerine geçirilmiş bezlerin olduğu bilinmektedir. M.Ö. 3000 yıllarında Girit adasında yaşayan
Minosluların başlarında uzun sivri tepeli şapkaları, Asurluların kendilerine özgün yuvarlak şapkaları
vardı. Eski Yunan’da ise şapkayı yoksullar giyer ve o tarihlerde Petasos olarak adlandırılırdı. Eski Roma
İmparatorluğunda ise durum tam tersine şapka bir zenginlik göstergesiydi. Yoksulların ve kölelerin
giymesi yasak olan şapka, ancak kölelikten kurtulunca özgürlüğün simgesi olarak konik biçimli şapkalar
giyilirdi. Ortaçağda ise deri şapkalar kullanılmaya başlanmıştır. 11. yy’a kadar sürecek Hristiyan
geleneğinde kadınlar başlarını örtmek için vual kullanırlardı. Daha sonra vual yerini tepesi sivri
kukuletaya bıraktı. Doğu kültürlerinde ise şapka kullanımından daha çok saç süslemeleri
kullanılmaktaydı. M.S.11. yy. ve M.S. 13. yüzyıllarda yapılan haçlı seferleri, doğudaki bu saç süsleme
kültürünün batıya taşınmasını sağlamıştır. 15.yy.da ise çeşitler ve renkler artmaya başlamıştır. İngiltere
kralı 8. Henry’nin portreleri 16.yy.da kral şapkalarının da çeşitlendiği gösterir. Bu şapkalar ya büyük
tüylü bereler ya da büyük kenarlıdırlar. Kadınların kullandıkları vualler bu yüzyılda da görülmektedir.
Yüzün iki yanına sarkmakta olan, sonraları başın arkasını da örten başlıklara dönüşecek olan bu şapkalara
Fransız Kukuletası adı verilecektir.
17.yy.da İngiliz şövalyelerinin kullandıkları şapkalar ise Sombrero olarak adlandırılırdı. Bunlar hem
geniş kenarlı hem de tüylerle süslüdür. Aynı yüzyılda bayan şapka moda evlerinin de açılmaya
başlanıldığı görülür. İlk olarak 1529 yıllarındaki kayıtlarda kuzey İtalya’da, özellikle Milano’da, hasır,
şerit v.b. materyaller kullanarak şapka yapanlara “Millaners” olarak çağrılırdı. Günümüzde kullanılan
bere yine bu devirlerde İtalyanlar ve Fransızlar tarafından yapılmıştır. Bunların yapımında genellikle
kağıt, kuru ot ve at kılı kullanılmıştır. 18.yy ise peruğun altın çağıdır. Bu dönemde kullanılan abartılı
ölçülerdeki peruklarda kadınlar kule biçimde topladıkları saçlarını biblolarla süslerdi.
Fransız devriminden sonra hem erkelerde hem de kadınların giyimlerinde ve süslerinde sadeleşme
görülmüş, aksesuarlar eski abartılı ölülerinden, daha normal ölçülere getirilmiştir. Bu dönemde kadınlar
dantel yada hasır şapkalar kullanırlar, büyük şapkalara ise siperlikler takılırdı. Erkeklerde silindir şapkalar
yaygın bir biçimde kullanılırdı.
1860’da hasır, 1870’de melon şapkalar yaygınlaşırken 1890’da ise fötr şapkalar moda olarak
yaygınlaşmıştır. Hasır şapkaların en kalitelisi ise üç yüzyıl önce Avrupa’ya getirilmiş olan ve geldiği
yerin adıyla anılan “Panama” şapkalardır. Bu şapkalar yapılış özelliklerinden çok, dokumanın elle olması
ve dokusundaki hasırın güneşe karşı dayanıklı olması ile ünlüdür.
20. yy şapkalarına şekil veren ise I.Dünya Savaşıdır. Savaştan önce kunduz kürkünden yapılan büyük
şapkalar, savaştan sonra yerini çan biçimde küçük şapkalara bırakır. 1920’lerde kaşlara kadar inen
şapkalar, erkeklerde ise fötr ve melonlar gözdedir.
1950’lerde hazır giyim dünya modasında hızla yerini alırken şapkada ona uygun olarak değişim
sürecine girmiş ve değişime uğramıştır. 1960’lar da saçlar açılmaya başlamış, şapkanın yerini kuaförlerde
yapılan boyalar ve yine kuaförlerde sıkılan saç spreyleri almıştır.
Günümüzde kullanım alanları değişse de şapka oldukça tercih edilen bir aksesuar olarak karşımıza
çıkmaktadır. Kullandığınız şapka modeli tarzınızı belirlemede önemli yer tutmaktadır. 112
Kemerler ise birçok biçime ve materyale sahip oldukları için onların da kullanım alanları oldukça
geniştir. Giysileri tamamlamada önemli rolleri bulunmaktadır. 114
Fotoğraf 5.23: Çeşitli kemer kullanımları115
Özet
Aksesuar nesnesi olarak kullandığımız
ayakkabılar, çantalar, şapkalar, eldivenler,
eşarplar, takılar, saatler, gözlükler gündelik ve
abiye kullanım özelliğine sahip ürünlerdir.
Kıyafeti tamamlayan ve kişiden kişiye değişen
zevklere göre tasarlanan, yan sanayisi geniş,
birçok bilgi alanını bir araya getirebilen,
lelaq.com
tasarlanmasında uzmanlık gerektiren, estetik
değerlerinin yanı sıra fonksiyonelliklerinin de
üretiminin çeşitli safhalarında çözümlenmesi
gereken nesnelerdir. Moda sektörü ile paralel
üretilen ve estetik kaygılar taşıyan bu ürünler
giysilerin tamam Eşarp ve Kemerin Aksesuar Olarak Kullanımı
Giyimde aksesuar seçimi oldukça önemlidir. İyi ve doğru seçilmiş bir aksesuar giyimi tamamlayarak
kişinin tarzını oluşturmasına yardımcı olur. Eşarp ve kemer kullanımı da giyside oldukça önemlidir.
Eşarplar farklı farklı biçimlerde bağlanabilmekte ve bu özellikleri sayesinde farklı tarzlar
oluşturmaktadırlar.