Whatsapp Tekstil Kursları Destek Hattı

GİYİMDE FİYAT FAKTÖRÜ VE TÜKETİCİ PAZAR BÖLÜMÜ İLİŞKİSİ

 

FİYAT FAKTÖRÜ VE TÜKETİCİ PAZAR BÖLÜMÜ İLİŞKİSİ
Ekonomik sistemde fiyat arz ve talebin eşit olduğu, alıcı ve satıcı arasında geçen değişim noktasıdır. 
Pazarlama karmasının önemli unsurlarından biri olan fiyat sayesinde moda sistemi ekonomik olarak 
ayakta durabilmektedir. Fiyat düzeyi doğrultusunda bölümlenen moda pazarında fiyatlar pazarın alt ve üst 
limitlerine göre şekillenmektedirler. Bu bağlamda bir firma ya da marka için fiyatlar üretim ve dağıtıma 
yönelik alt sınırdaki maliyetlerle, rakip ürün ve markaların referans olarak alındığı üst limit arasında bir 
denge sağlanarak tespit edilir. Tüketici düzeyinde moda pazarında fiyat bölümlemesi çok yüksek, daha 
iyi, ortalama, bütçe ve düşük fiyat olarak ayrılır. 
Çok yüksek fiyat aralığı genellikle tasarımcı markalarından oluşan yüksek moda pazarına aittir. Sanat 
ve zanaat eseri olarak değerlendirilen kişiye özel yüksek terzilik (haute couture) ürünlerin- Chanel, 
Armani prive, Dior Couture gibi- fiyatları 25.000 dolardan -150.000 dolara kadar değişebilir. Yüksek fiyat
aralığı lüks pazar içinde tanımlanır, ancak sıradan ve iyi düzeyde geliri olan tüketicilerin daha fazla 
ulaşabilecekleri bir düzeydir. Fiyatları ortalama 250-5000 dolar arasında seyreden Yüksek hazır giyim 
endüstrisinde tasarımcı markaları-Marc Jacobs, Gucci, Prada, Arzu Kaprol, Beymen, Özlem Süer gibi- bu 149
aralıkta değerlendirilirler. Daha iyi fiyat aralığı Hazır giyim pazarında üst-orta gelir düzeyine hitap eden, 
yüksek sokak markalarına aittir. Örneğin, All-Saints, İpekyol, Diesel, Sisley gibi markaların fiyatları 70-
700 arasında değişebilir. Ortalama fiyat aralığı çalışan orta sınıfa hitap eden Adidas–Nike gibi spor 
markaları, Zara, Mango, Mavi, Koton gibi hızlı moda hazır giyim zincirleri olup ürünlerin fiyatları 40-
250 arasında değişebilir. Ekonomik ve dikkatli harcayan bir pazar grubuna hitap eden bütçe fiyat aralığı
genellikle ucuzluk mağazaları ve alt-orta sınıf için yerel markaları içerir. Halk pazarları, bazı ucuzluk 
mağazaları, süpermarketler ve sokak satıcılarını kapsayan düşük fiyat kategorisi giyime zar zor para 
harcayan kişiler için idealdir. Bununla birlikte uluslararası moda pazarında Primark ya da L’oreal gibi 
bazı mağazalar düşük fiyat stratejisini yenilikçi modaya uygulayarak veya fiyatta liderlik yaparak ayakta 
dururlar. Diğer taraftan, fiyatla rekabet etmek kuşkusuz zordur. Çünkü her zaman daha ucuz bir alternatif 
bulunabilir. Bu bağlamda bu tür firmalar tüketicileri kendilerine sürekli bağlamak için fiyatın dışında 
yenilik, beden uygunluğu, çeşitlilik gibi başka avantajlar da önermek durumundadırlar.
Moda ürünlerine olan talep, ne kadar ürünün satılabileceğini ve istenebileceğini belirler. Talebi 
etkileyen tüketici odaklı etkenler kişisel zevk ve gelir düzeyi iken, ürün odaklı etkenler rekabet ve fiyat 
olmaktadır. Pazarlama karmasının ikinci önemli girdisi olan fiyat üretici tarafından en kolay kontrol 
edilebilen ve şekillendirilen etkendir. Fiyatı doğrultusunda değişen, fiyatı yükseldiğinde düşen ve fiyatı
azaldığında artan pazarın ürüne olan talebi esnektir. Buna karşın fiyatta yapılan değişiklik toplam karı
etkilediğinde sabit talep oluşur. Dolayısıyla fiyat yükselince karlılık da artar. Fiyat-talep ilişkisi, satın 
alınan ürünlerin miktarının talebe göre ilişkisi tüm fiyat aralıkları için sabit olmadığından eğrisel bir 
ilişkidir. Örneğin tüketicilerin algısı açısından 5’lik bir üründeki 2’lik bir fiyat artışı, 10’lik bir 
üründeki 2’lik bir fiyat artışı arasında büyük bir uçurum oluşturacaktır (Gatterson, Stewart 2009:334). 
Sürekli alışveriş yapan, pazarı bilen, sezonları düzenli takip eden bir moda tüketicisi markalar ve ürünler 
arasında seçim yaparken de bu fiyat değişikliklerini dikkate alacaktır. 
Satın almada tüketicilerin göz önüne aldığı fiyat kriterleri pazarlamacılar tarafından incelikle 
hesaplanır. Pazarlamacıların gözünde, tüketiciler ürün fiyatının ürünün maliyetinden kaynaklandığına 
inanırlar. Bu bağlamda, bir önceki bölümde de değindiğimiz gibi, tüketiciler yüksek fiyatlı ürünlerin 
kaliteli, düşük fiyatlı ürünlerin ise kalitesiz olduğu çıkarımını yapabilirler. Dolayısıyla fiyat-kalite 
arasındaki göreli ilişki tüketicilerin ürünün kalitesini ölçmek için fiyatı dikkate alma yaklaşımının bir 
doğal sonucu haline gelir. Tüketicilerin önceki satın alma deneyimleri ve pazarlamacıların “Ne ödersen 
onu alırsın” önermesi yüksek fiyat-kalite bağlantısını güçlendirir. Örneğin Jean Patou modaevinin 
çıkardığı Joy parfümünün reklamında “Dünyanın en pahalı parfümü” sloganı metaforik olarak 
kullanılmıştır. Marka imajı ya da mağaza imajı gibi etkenlerin de tüketicilerin fiyat beklentisini 
etkilediğini göz önüne alırsak 1920lerden beri moda dünyasında ismini sürdüren Jean Patou’nun 
fiyatlarının yüksek olması tüketicileri şaşırtmaz. 
Diğer taraftan “ne ödersen onu alırsın” görüşü üzerinden “yüksek fiyatlı ürünler yüksek kaliteyi 
içerirler” yargısı da tartışılabilir. Nitekim bilinçli tüketiciler, moda pazarının her zaman adaletli 
olmadığının farkına varırlar. Aynı ürünü farklı satış mekânlarında farklı fiyatlarda görmeniz mümkündür. 
Örneğin bir giysiyi Outlet-ucuzluk mağazasında, sezon mağazasından daha uygun bir fiyata bulmanız, 
yada dükkan kirası son derece yüksek olan bir alışveriş merkezinde ürünlerin daha fiyatlı olması veya 
küresel ölçekte dolaşımı olan bir ürünün yerel mağazalarda daha uygun fiyatta-yada gerçek fiyatına 
satılıyor olması gibi. Fiyat-kalite ilişkisini değerle ifade ederiz. Bu bağlamda düşük kaliteli bir ürünün 
doğal olarak fiyatının ucuz olmasını bekleriz. Ancak yüksek kaliteli iyi tasarlanmış bir ürünün ekonomik 
olması içimizdeki pazarlık güdüsünü harekete geçirir, ürünün değerinin mükemmel olduğunu düşündürür 
Tüketicilerin fiyatla ilgili algıları görüldüğünden daha karmaşıktır. Tüketicilerin fiyat bilgisini nasıl 
yorumladığı ile ilgili bir tartışma psikolojik fiyatlandırmanın etkili olup olmadığı yönündedir. Buna göre 
tüketicilerin bazı fiyat aralıklarına talepleri daha fazladır ve bu talep söz konusu fiyatların altında ve 
üstündeki oranlarda düşebilir. Psikolojik fiyatlandırmaya çarpıcı bir örnek mağazalarda fiyatlara konulan 
0.99 ekidir. Bu fiyatın tüketiciler üzerinde 1.00’ye göre daha ucuz görünmesi amaçlanır (Loudon, 
Della Bitta 1993: 376). Gerçekten de öyle olur, ama diyelim ki bir t-shirte 40 yerine 39.99 ödeyen bir 
tüketici nakit olarak ödediği 40’nin üzerini de hiç bir zaman alamaz. 150
Moda endüstrisinin yönünü belirleyen ve öncü tüketici kitlesini oluşturan yüksek moda pazarı son on 
yıl içinde kendini lüks moda pazarı olarak yeniden konumlandırmıştır. Lüks moda ve prestij markaları, 
elbette ki marka gücünü, yüksek kalite ve ayrıcalıklı olma konumunu algısal olarak korumak ve 
kendilerini kitlesel moda markalarından ayırmak için yüksek fiyat stratejisini uygularlar. Başka bir 
deyişle fiyatlandırma, yüksek fiyat beklentisi olan ve fiyata fazla duyarlı olmayan lüks moda pazarı
tüketicileri için bir pazarlama stratejisi olarak ortaya çıkar. Moda tarihinde marka değeri kavramının 
yaratılmasında öncü bir figür olan Coco Chanel, “Parası olan insanlar ve zengin insanlar vardır” derken 
ikincisine hitap etmenin ayrıcalığını anlamıştı kuşkusuz. 
Yüksek modanın tek başına güçlü bir ekonomik güç oluşturduğu Chanel’in döneminde lüks moda 
elbette ki bir tek kitleye hitap ederek ayakta kalabiliyordu. Ancak moda endüstrisinin küresel rekabeti 
içerisinde lüks moda yüksek fiyat stratejisinden ortalama fiyat stratejisine yönelmeye başlamış ve 
yalnızca “zengin” olan değil “parası olan tüketici” yi de kapsamaya başlamıştır. Bu çerçevede lüks 
markaların fiyatın yanında tüketicinin zaman, enerji, ulaşım, zihinsel ve psikolojik olan satın alma 
maliyetlerini de göz önüne alması kaçınılmaz olmuştur. Ayrıca yüksek fiyat stratejisini benimseyen 
firmaların rakiplerine göre fiyat-kalite konumlandırması yapmaları da son derece önemlidir. Örneğin son 
üç yıldır bir prestij nesnesi haline gelen Hermès Birkin çantası ortalama 4,000 €uro değerindeyken, 
neredeyse aynı kalitede olan Chanel çanta 2,500 €uro’ya değer bulmaktadır. Bu durum bu pazardaki bazı
tüketicilerin Hermes çantanın daha kaliteli olduğunu düşünmesine yol açarken, diğerlerinin bu markayı
Chanel’e göre aşırı pahalı bulmasına neden olacaktır (Okonkwo 2007: 140-142). 
Lüks pazar içinde tanımlanan tüketicilerden belki çok azı limitsiz harcayan “zengin” sınıfına girebilir. 
Bunu varlıklı, hali vakti yerinde, orta sınıf, üst orta sınıf ve rahat kesim izler. Gerçekte, lüks pazar 
tüketicileri“ rahat” olarak benimsedikleri yaşam standardını sürdürebilmek için çok fazla zaman ve enerji 
harcarlar. Bir bakış açısı ile neredeyse “Nirvana” ya ulaşmış bu şanslı azınlık kendi rahatlarını da gereksiz 
ve aşırı harcama yaparak riske atmak istemezler. Bu da bu grubun her zaman neden en iyi fiyata kaliteyi 
satın almak istediklerini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte lüks moda pazarı tüketicileri için para daha 
çok sembolik bir değer taşır. Öyle ki, paranın miktarından çok onun sembolik değeri ve ne vaat ettiği 
önemlidir (Danziger 2005:158-173). Bu bağlamda fiyat-değer denkleminde artı değere daha fazla 
ödemeyi göze alan lüks moda tüketicileri bir ayakkabının tabanındaki desen ya da Christian Louboutin 
marka ayakkabılarda olduğu gibi farklı bir renge fazla ödemeyi göze alabilir. Bu tür bir moda tüketicisi 
için öncelikli olarak ürünle kurduğu duygusal bağ, ikinci olarak da markanın prestiji karar verme sürecini 
yönlendirmektedir. Örneğin İsviçre’de kurulan bir çanta markası Freitag kullanılmış tır ve kamyon 
brandaları, bisiklet/kamyon lastiği, emniyet kemeri gibi malzemeleri geri dönüştürerek tasarladıkları
çantaları malzeme kalitesi ve ürün türünü göz önüne alındığında 350-900 dolar arasında değişen yüksek 
fiyatlara satmaktadır. Freitag’ın önerdiği artı değerler ise şöyle özetlenebilir; atıkları geri dönüştürerek 
çevreye duyarlı tüketicilerin bu sürece dahil olmasını sağlamak ve aldığınız çantanın size özel olması, 
başka bir deyişle dünyada bir tek sizde olması. 
dergipark