Whatsapp Tekstil Kursları Destek Hattı

KANUNNAME-İ İHTİSAB-I BURSA’NIN DOKUMA KUMAŞLAR VE GİYSİLER AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

 

1.GİRİŞ
Standart belirli ölçülere, kurallara, yasaya ve kullanıma uygun olan kalite derecesidir. 
İnsanlar standartları oluşturmuş, uygulamış ve günümüzde de halen daha geliştirmeye 
devam etmektedir. Bir ürünle ilgili standartlar belirlenirken sağlık ve kalitenin yanında 
eldeki kaynakların en verimli şekilde kullanılması da göz önünde bulundurulmaktadır. İlk 
standartlara ait metinler Osmanlı İmparatorluğu döneminde yayımlanmıştır. 
Sultan İkinci Bayezid Han tarafından 1502 senesinde, Bursa şehrindeki üretim ve piyasa 
standartlarını belirlemek için yayımlanan Kanunname-i İhtisab-ı Bursa (Şekil 1), aynı 
zamanda Türk Standartları Enstitüsü’nün ilk yazılı belgesidir. 
1 Ankara Üniversitesi, Ev Ekonomisi Yüksekokulu, Ev Ekonomisi Anabilim Dalı, El Sanatları 
Bölümü, aysem.yanar@gmail.com
2 Ankara Üniversitesi, Ev Ekonomisi Yüksekokulu, Ev Ekonomisi Anabilim Dalı, El Sanatları 
Bölümü, arli@ankara.edu.tr61
Kanunname günümüzde İstanbul’daki Topkapı Sarayı Kütüphanesi Arşivinde 
bulunmaktadır. Bu Kanunname dünyadaki ilk yazılı standart belgesi olarak bilinmektedir ve 
bu özelliğini hala sürdürmektedir (Uyanık, 2004: 15). 
Şekil 1 Türk Standartları Enstitüsü tarafından bastırılan Kanunname-i İhtisab-ı 
Bursa (Anonim 1995) 
II. Bayezid yayınladığı fermanlar ile Kanunname-i İhtisab-ı Bursa’nın düzenlenmesini, 
vatandaşların günlük yaşayış ve geçimi ile ilgisi bulunan belediye kanunlarını her hakimlik 
bölgesinde ayrı ayrı ve doğrudan doğruya halkın ihtiyaç ve isteklerinden alınan ilhama 
dayanarak buyurmuştur. Ayrıca II. Bayezid bu kanunnamenin uygulanmasına yönelik 
fermanlarda da bulunmuştur (Mühime 53 Hüküm 263, Mühime 52 Hüküm 104-695).
İkinci dünya savaşından sonra, başta Avrupa olmak üzere bütün dünyada ekonomiyi düzene 
koyma çabaları ile birlikte, ürünlerin standardizasyonu ve kalite konuları da önem 
kazanmıştır. 
Cumhuriyet döneminde ise ilk kanuni düzenleme 1930 yılında yapılmıştır. Bu yasa ile 
standardizasyon faaliyetleri, ürünlere ilişkin kural koyma ve bu kurallara uygunluğu 
denetleme (kalite denetimi) olarak başlamıştır (Canpolat, 2005:105). 
Türkiye’nin Standard konusundaki yolculuğu 500 yıl önceye kadar gitse de, Türk 
Standartları Enstitüsü henüz 51 yaşındadır. Türk Standartları Enstitüsü; her türlü madde ve 
mamuller ile usul ve hizmet standartlarını yapmak amacıyla 18.11.1960 tarih ve 132 sayılı 
kanunla kurulmuştur. Enstitünün ilgili olduğu bakanlık Sanayi ve Ticaret Bakanlığıdır. 
Enstitü, tüzel kişiliği haiz, özel hukuk hükümlerine göre yönetilen bir kamu kurumu olup, 
kısa adı ve markası TSE'dir (Anonim, 2011). Türkiye’de tüketici hakları ve tüketicinin 
bilinçlenmesi kavramının geliştiği 1980’li yıllarda halkın bildiği Türk Standartları 
Enstitüsü, insanı kendisine odak seçen standart kavramının ilk uygulayıcılarından biridir 
(Uyanık, 2004: 15). 
Türkiye standartlar konusunda yüksek düzeyde bilinç sahibi olan bir ülkedir. Her yıl yurt 
dışına 70 milyar dolarlık mal satan, 100 milyar dolarlık mal alan, 20 milyon kişiye yakın 
yabancıyı ülkesinde turist olarak ağırlayan bir ülke için standart kavramı çok önemlidir. 
Çünkü standart bir yerden sonra ülkelerin değil ilişkilerin pasaportu görevini görmektedir 
(Uyanık, 2004: 15). 
Her ülkenin olduğu gibi Türklerin de kültürünü meydana getiren ve dünya mirasına katkıda 
bulunduğu çeşitli değerleri bulunmaktadır. Türk toplumunun yerleştiği bölgelerde 
öğrettikleri en dikkat edici kültür değerlerinden en önemlisi dokumacılıktır. Dokumacılık 62
geçmişte olduğu gibi günümüzde de önemini yitirmemiştir ve bu konuda oluşturulmuş
standartlar doğrultusunda sürdürülmektedir (Koyuncu, 2009: 195). 
2.TÜRK DOKUMA SANATI 
İnsanlık tarihinin en eski sanatlarından biri, kuşkusuz dokuma sanatıdır. Dokumacılık 
zamanla gelişmiş her ülke ve milletin düzeyine, sanat ve tekniğine göre ilerleme 
kaydetmiştir. Türk kumaşları gerek dokunuş gerek malzeme, gerekse desen zenginliği 
bakımından dünya kumaşçılığı içinde önemli bir yeri bulunmaktadır ve Türk kültür ve 
zevkinin tüm inceliklerini yansıtmaktadır. 15 yy.da kumaş imalatı Bursa’da büyüyerek 
gelişmiş ve 1502 tarihli Kanunname-i İhtisab-ı Bursa’nın dokumacılıkla ilgili maddelerinde 
Bursa’da yaklaşık 1000 dokuma tezgahının faal durumda olduğu belirtilmiştir. Bu kanun 
tarih olarak her ne kadar 16. yy. başına ait olsa da sözünü ettiği konular 15. yy. son 
çeyreğine aittir (Gürsu, 1988: 189). 
Kanunun maddelerinde kumaşların tel sayıları, boyları, cinsleri inceden inceye ele alınıp 
eksikleri ve bozuklukları iyice belirtilmektedir. Ayrıca kumaş ve kadifelerin ebadı, atkı 
miktarı, bükümleri, altın ve gümüş alaşımı da tespit edilmektedir (Aslanapa, 1984: 454). 
Bu kanundaki kumaşlarla ilgili maddeler Türk kumaş tarihine ışık tutacak nitelikte çok 
önemli bilgilerle doludur. Kanunda kumaş sanayinin 15. yy.dan itibaren nasıl devlet 
kontrolü altında olduğu hakkında bilgiler bulunmaktadır. Belgelerden kumaşların 
nitelikleri, kullanılacak malzemenin kanun ve nizamlarla belirlendiği ve merkezden 
gönderilen müfettişler tarafından devamlı kontrol edildiği anlaşılmaktadır (Gürsu, 1988: 
189). 
Türkler dokumada boyacılığa da çok önem vermişlerdir. 1502 tarihli Bursa İhtisab 
Kanunnamesinde en çok kullanılan kırmızı ve mavi rengin nasıl elde edileceği; ‘Dirhemi 
belli miktar lök, çividen geçirilir. Çivid, ezilip saf suyu elde edilir. Bu suya batırılan ipek 
kırmızı olur. Ama lök miktarı az olup, yeni ezilmiş çivid suyuna batırılırsa ipek, menekşe 
moru ile kırmızı arasında bir renk olur. Lök’e kızıl boya karıştırılırsa renk kalp olur. 
Boyanacak ipek ince ve iki teli de bükümlüyse boyayı iyi kabul eder’ ifadeleriyle 
anlatılmaktadır. Burada adı geçen lök’ün asıl ismi lak’dır. Hindistan’dan gelen ve 
boyacılıkta tespit işinde kullanılan bir çeşit zamktır. Kırmızı rengin elde edilmesinde, koşnil 
(Cochineal) denilen hayvanın kabuklarının ezilmesi sonucu ortaya çıkan boyar madde 
kullanılmaktadır. Mavi rengin elde edildiği çivid boyasından Edirne İhtisab 
Kanunnamesinde de bahsedilmektedir. Buradan, çivid yerine kara boyanın da kullanıldığı 
anlaşılmaktadır. Osmanlıların çivid dediği boya, Nil olarak bilinen İndigo boyadır (Tezcan, 
1993: 27). 
2.1. Dokuma Kumaşları 
Dokuma kumaşlar en az iki iplik sistemiyle (çözgü ve atkı iplikleri) üretilen, bu iplik 
sistemlerinin birbirleriyle belli bir düzen içinde ve dik açı oluşturarak bağlantı yapmalarıyla 
meydana getirilen yüzeysel tekstil ürünleridir. 
Dokuma kumaşların sınıflandırılması; dokundukları ipliklerin hammaddelerine, 
dokundukları örgü tipine, yüzey yapılarına, desenlendirme şekillerine, dokumada kullanılan 
iplik sistemlerinin sayısına göre olmak üzere çok çeşitli şekillerde yapılabilmektedir. 
Örneğin 1502 yılında Kanunname-i İhtisab-ı Bursa’da belirlenen ipek türlerinde kullanılan 63
çözgü ipliklerine göre yapılan sınıflandırma, 1502’den önceki ve o günkü iplik sayıları 
farklarını Çizelge 1’de göstermektedir. 
Çizelge 1: 1502 tarihli soruşturmaya göre, belirli Bursa ipeği türlerinde kullanılan 
çözgü ipliği sayıları (Atasoy vd 2001:162) 
Kumaş 1502 öncesi 1502 
Kemha 7000 6000 
Kemha Gülistani 8150 7150 
Vale, ince bürümcük 1600 800 
Çifte tafta 1800(çift kat) 1400 
Yek tafta 1600 --- 
Atlas-ı şehri 3500 3200 
Sultani kırmızı 2200 1600 
Meftun 3600 2600 
Bürümcük 800 600 
Mezkeb 800 550 
Beledi 1600 1300 
Karabuğra futa(Peştamal ya da 
önlük) 
17600 12800 
Futa, Gülistani, Karyağdı ve 
Zerduzi 
12800 11200 
2.2. Kanunname-i İhtisab-ı Bursa’da Standartları Belirlenen Türk Dokuma 
Kumaşları 
Çalışmanın bundan sonraki bölümlerini Kanunname-i İhtisab-ı Bursa’da standartları 
belirtilmiş olan Türk dokuma kumaş çeşitlerinin açıklamaları oluşturmaktadır. 
2.2.1. İpek 
Ham ipek Osmanlı topraklarına girdiği andan boyanana kadar mizan emini denen devlet 
memurunun denetimindeydi. Muhtesib, boya ve dokuma etaplarında belirlenmiş fiyat 
uygulanmasından ve kalitenin tutturulmasından sorumluydu. Bitmiş ürünü, damga emini 
denen bir başka devlet görevlisi denetler ve her top ipeğe devletin damgasını basardı. 
Mutesipler, ihtisab adı verilen bir dizi düzenlemeyi uygulardı. İhtisab, ipekçilik için çeşit ve 
dokuma kalitelerini üç katı grupta tanımlardı: Kadife; ki Bursa kadife ile ünlüydü, Kemha; 
ve atlas ya da tafta denilen tek renkli satenler, ki bu çeşit kumaşlar 16. yüzyılın sonunda en 
çok üretilen grup haline gelmişti. Bu sınıflar, kendi içlerinde de kullanılan hammaddeye, 
tekniğe, renk ya da desen şemasına göre küçük gruplara ayrılırdı. 
İhtisab, standart bir tezgâhta dokunan kumaşın çözgü sayısını, boya maddesinin cinsini ve 
kalitesini, atkısının yoğunluğunu düzenler, her cins, renk ve kalitede ipek için pazarda satış
fiyatını belirlerdi (Atasoy vd. 2001). 1502 Bursa ihtisab kanununda ipekli kumaşların en, 
boy ve bir dirheme giren tel miktarı Çizelge 1’de görüldüğü üzere esaslarla belirlenmiştir 
(Gürsu, 1988: 189). 
1584 tarihli bir belge, dokumacıların işleri karşılığında talep ettikleri ücret hakkında bize 
bilgi vermektedir. Ayrıca bu kanuni belgeler, dokumacıların, fiyatlarının doğru ve adil 
olduğunu vurgulamak üzere, ne kadar uğraştıklarını da göstermektedir. Ödeme, parça 64
başına, standart ende dokunduğu varsayılan kumaşın boyuna ve genellikle dendan, yani 
dişler diye adlandırılan bir ağırlığa göre yapılmaktaydı. Dendan, dokuma tezgahının çözgü 
tahtasına yapılmış diş sayısını, yani belirli bir endeki çözgü ipi sayısını ve dolayısıyla da 
kumaşın tokluğunu ve ağırlığını tanımlamaktadır. Örneğin, tezgah eni başına dokuz yüz 
yerine bin dendanlı dokunmuşsa daha değerli ve iyi kalitede kumaşlar üretilir dolayısıyla da 
akçeyle daha yüksek değerde fiyatlandırılırdı. 
2.2.2. Kemha 
İpekli dokumalar arasında sarayın ve halkın beğenisine en uygun; ağır, gösterişli, tok bir 
kumaştır. Kemha arşiv kayıtlarında çatma ve kadife ile birlikte çok sık adı geçen ve 
özellikle kaftan yapımında kullanılan bir kumaş türüdür (Gürsu, 1988: 189). 
Atkısı ve çözgüsü ipek, üst sıra ayrıca altın veya gümüş kılaptanla (madenlerden çekilerek 
gümüş ve altın yaldız vurulmuş ince metal iplik) takviyeli bir kumaştır. Bursa ihtisap 
kanunnamesinde kemha ile ilgili bilgi ‘‘Dolabı ve yekrenk kemhaların meşdudu eskiden 
7000 tel olurdu…’’ ifadeleriyle yer almaktadır. 
Kemha tezgâhlarının erken tarihlerde Bursa ve Amasya’da olduğu bilinmektedir. Daha 
sonraları İstanbul’da saray tezgâhlarında da dokunmuştur. Saraya ait bir dokuma atölyesi 
planında kadife ve kemha bölümleri bulunmaktadır. Osmanlı kemhaları çok ünlü 
olduğundan dünya müzelerinde ve kilise hazinelerinde çok sayıda örnekleri bulunmaktadır. 
Şekil 2 Kısa kollu kaftan (Öz 1946) 
Kısa kollu bu kaftan II. Bayezid’e aittir (Şekil 2). On beşinci asra ait bu kaftanlar; bize, 
Kanunname-i Bursa’nın yirmi beş yıl önce bahsedilen kumaşlardan ancak birer örnektir 
(Öz, 1946). 
Şekil 3 Kısa kollu içi kürklü kaftan (Öz 1946) 65
Şekil 3’deki bu kaftan da II. Bayezid’e aittir. 16. yüzyıl başlarına ait bu kaftan kumaşı, 
güvez zeminli olup biraz daha koyuca renkli kendinden çiçeklidir. Altın tel ile yapılan bu 
dekor beyaz, mavi, kırmızı renklerden oluşan ufak çiçeklerle bezenmiştir (Öz, 1946). 
2.2.3. Kadife 
Kemha ile beraber kullanılan bir kumaştır. Çözgüsü ipek, atkısı ipek bazen de pamuktan 
olan havlı kumaştır. Yekrenk kadife, münakkaş kadife (desenli), Kadife-i müzehhep(gümüş
ve altın telli) adları arşiv kayıtlarında geçmektedir. Arşivlerde benekli desen gösteren 
kadifelere, ‘Kadife-i Benek’ denilmektedir (Gürsu, 1988: 189). 
Kanunname-i İhtisab-ı Bursa’da kadifeden şu şekilde söz edilmektedir; 
Kadifenin atkısına yaklaşık altı buçuk kilo lök (tutkal/macun) ve havının her gramına 
yaklaşık on gram lök verdikleri ifade edilmiştir. Bu belirlemeden dört yıl önce ise atkısına 
yaklaşık dört kilo ve havının gramına yaklaşık 4,5 gram, sonunda da yaklaşık altı gram lök 
verdikleri için bozulmaların olduğu bu yüzden çivide bırakıldığı buna çerde dedikleri ancak 
çerdenin de bu demek olmadığı belirtilmiştir. Gerçek çerde, kadifenin atkısına yaklaşık altı 
buçuk lök ve havının gramına yaklaşık olarak on gram lökü tam olarak verdikten sonra 
çivide ezip suyunun çekilmesine denilmektedir. Bunun sonunda da kırmızı ve menekşe 
moru arasında bir renk elde edilirdi. 
2.2.4. Sırmalı kadife 
Sırmalı kadife Kanunname-i İhtasab-ı Bursa’da şu şekilde geçmektedir; 
Sırmalı kadifenin kırk beş, elli teli yaklaşık üç gram olup kumaşı dayanıklı, parlak ve 
gösterişli olurdu. Son beş yıldır yavaş yavaş telin altmışı, yetmişi yaklaşık üç gram olmuş
ve en sonunda yüz teli üç gram olmuş kumaşın dayanıklılığı ve güzelliği yok olmuştur. 
Bundan başka geçmişte yaklaşık 320 gram gümüşe 4,8 gram has frengi filuri altını 
katılırmış. Şimdi kötü altından yaklaşık iki buçuk, üç gram altın katılmaktadır. Bu yüzden 
sırmalı kadifenin eskisi gibi dayanıklılığının ve güzelliğinin kalmadığı belirtilmiştir. Bu 
konuda eski kanunun geçerli olması söylenilmiştir. 
2.2.5. Vale 
Eski kanuna göre Vale’nin çözgüsü bin altı yüz tel olup atkısı eğrilmiş olurdu. Söylenen 
tarihten itibaren kimi dokumacılar iki yüz tel, kimisi üç yüz tel, dört yüz tel ve bazısı ise altı 
yüz tel, bazısı da gelişi güzel sekiz yüz tel çıkarıp sekiz yüz telle işleyip atkısını da tabsız 
işlemeye başlamışlardır. Bunun üzerine belediye memurları vale ve tafta hakkında birçok 
emir getirip teli tamam olan, potu yerinde eni yerinde olan dokumalar olmasını 
istemişlerdir. Ancak bu emirler yerine getirilmemiştir. Bunun üzerine niçin bu emirlerin 
yerine getirilmediği sorulduğunda haberleri olmadığını söylemeleri üzerine hesap verme işi 
valecilere düşmüştür. Valecilerde akça verdiklerini bu yüzden görmezden geldiklerini ve 
eksik işlediklerini ifade etmişlerdir. Belediye başkanı tüm bu şahitleri yalanlamıştır. 
Tahminen beş altı yüz kadar Müslüman’a binden çok daha fazla eksik tezgah olduğu 
söylenildi. Her birinden akça alındığını aldırış edilmediğini ve inkar edildiğini 
söylendiğinde Belediye Başkanı bende geldiğimde durum böyleydi demiştir. 
Kanunname-i İhtisab-ı Bursa’da Vale’ye bu ifadelerle değinilmiştir. 66
2.2.6. Çifte tafta 
Çifte taftanın çözgüsü bin sekiz yüz çifte telden oluşturulur ve eni de yaklaşık 47 cm 
olurdu- Bir arşın (68 cm) sekiz rub’u (yaklaşık 68 cm) ve bir rub’u iki girah (yani 8,5cm )- 
taftanın yüzünün pürüzsüz olması için avuç içi ile zamk sürülürdü. Bu tarihten sonra çifte 
taftanın çözgüsünden kimi dokumacılar iki yüz kimileri üç yüz, dört yüz tel çıkarıp tel 
eksikliği gözle görülür şekilde seyrelince de sağlam görülsün diye zamk suyuna tuz katıp 
sürerlerdi. Bu kanunname ile çifte taftanın da eskisi gibi dokunması kararı alınmıştır. 
2.2.7. Dühezari 
Dühezari bir tafta çeşididir. Eskiden çözgüsü iki bin tel ve eni yaklaşık 47 cm’den oluşurdu. 
Halen kiminin iki yüz ve kiminin üç yüz teli eksik bulunduğundan daha sonraları 
dokunanların da eskisi gibi dokunması istenildi. 
2.2.8. Atlası şehri 
Atlas şehri dokumasının eskiden çözgüsü dört bin iki yüz tel ve eni de 38 cm’den de fazlaca 
olurdu. Sonra Sultan Mehmet zamanında altı ve yedi yüz teli gidermişlerdi. Soruşturma 
sonucunda üç bin eksik tel bulunduğundan atlası şehrinin üç bin beş yüz tel ve eninin de 
yaklaşık 38 cm olarak dokunması kararlaştırılmıştır. 
2.2.9. Metevi 
Metevi’nin çözgüsü eskiden üç bin altı yüz tel ve eni yaklaşık 42,5 cm olurdu. Halen altı 
yüz ve bazen bin tel eksik bulunduğundan eskisi gibi olması kararlaştırılmıştır. 
2.2.10. Bürüncük 
Bürüncük çözgüsü bin sekiz yüz tel olup atkısı ve topu çok eğrilmemiş olurdu. Bu 
soruşturmadan sonra iki yüz teli eksik bulunup ve atkısı eğrilmemiş olduğundan eski 
kanuna göre yapılması uygun görülmüştür. 
Yapılan soruşturmalar sonucu eksiklikler giderilmiş dokumacılara dokumaları zorunlu 
oldukları çözgü teli sıklıkları söylenmiş ve bu şekilde dokumaların olması gerektiği gibi 
dokunması buyrulmuştur. 
2.3. Kanunname-i İhtisab-ı Bursa’da Standardı Oluşturulan Giysiler 
2.3.1. Pazarcı kaftanı 
Çalışmanın bu bölümünde kanunnamede adı geçen ve dokuma kumaş ile ilgili olduğu 
düşünülen giysilerin bir bölümü incelenmiştir. 
Kanunname-i İhtisab-ı Bursa’da pazarcı kaftanlarından şu şekilde söz edilmiştir; 
Pazarcı kaftanlarının, boyu yaklaşık 85 cm ve eteği 151 cm, beli, koltuğu 42,5 cm 
olmalıdır. Kol ağzı yaklaşık 8,5 cm ve uzunluğu yaklaşık 68 cm olup arka eteğiyle ön eteği 
eşit şekilde olmalıdır. Yaka uzunluğu yaklaşık 34 cm ve eni yaklaşık 13 cm olup düğmeleri 
boydan boya bir çeşit ve astarı da aynı çeşitten yapılmalıdır. 
Kaftanın boyu yaklaşık 85 cm, eteği yaklaşık 151 cm,beli 21 cm ve kol ağzı da 12,5 cm’den 
fazla olmalıdır. Giysi kolu uzunluğu 64 cm, yaka uzunluğu 30 cm eni 8,5 cm ve her 
kaftanın yüzü teğel dikilecek eteği söylenildiği gibi uygulanmalıdır. 67
Kaftanın boyu 76,5 cm olduğunda, eteği yaklaşık 127,5 cm olmalıdır. Beli ve koltuğu da 
yaklaşık 34 cm uzunluğunda olmalıdır. Kol ağzı yaklaşık 12 cm’den fazla, kol uzunluğu ise 
yaklaşık 59,5 cm olarak hazırlanmalıdır. Yaka uzunluğu yine yaklaşık 59,5 cm ve eni de 17 
cm’den az olacak şekilde yapılmalıdır. 
Kaftanın boyu 68 cm olduğunda, eteği 134 cm ve beli 25,5 ve koltuğu da yaklaşık 12 cm 
eksik ve kol ağzı yaklaşık 13 cm olmalıdır. 
O döneme ait kaftanların ölçülerinin bu şekilde kaydedilmesi bize önemli ölçüde fikir 
sağlamaktadır. 
2.3.2. Çuha kuşak kaftanı 
Çuha kuşak kaftanının boyu 76,5 cm olduğunda, eteği 136 cm olmalıdır. Belinih 17 cm ve 
koltuğunun 25,5 cm, kol ağzının da yaklaşık 13 cm olması şeklinde belirtilmiştir. Çuha 
fiyatları sorulduğunda çuhacılar kırk elli çeşit çuha olduğunu söylemişlerdir. Pazarcıların 
kaftanlarının boyutları kesinlikle eski kanuna uygun bulunmamıştır. Fakat kaftancılarda 
şikayette bulunup eskiden gelen karaman ve hamileli bogasıralarının hamının 510 cm ve 
yıkanmış halinin yaklaşık 476 cm olduğunu artık onlarında eksik gelmesinden dolayı 
kaftanın kanun boyutunda kesilip biçilemediğini ifade etmişlerdir. 
2.3.3. Bezler, çul ve peştemallar 
Eskidende bir standart olmadığı için bir fiyat belirlemesi olmamıştır. Ama yine de onu on 
bir üzerinden satılması için karar alınmıştır. 
3. SONUÇ 
Türklerin Orta Asya’dan günümüz Türkiye’sine kadar geçirdikleri yaşantılarında, onları 
diğer toplumlardan ayıran, farklı kılan özelliklerinden biri dokuma sanatlarıdır. 
İlk zamanlar dokumacılık ev sanatı olarak kadınlar tarafından yapılmaktayken daha 
sonraları halkın ve devletin kumaş ihtiyacını karşılamak ve ihtiyaç açığını kapatmak 
amacıyla meslek haline getirilmiştir. Dokumacılığı meslek edinenler kendi dükkan ve 
atölyelerinde üretim yapmaya başlamışlardır. Bu çeşitlenme sonucu devlet kalitenin 
bozulmaması için bazı üretim kuralları koymuştur. İşte Osmanlı döneminde konulan bu 
kurallar ve bu kuralların denetlenmesi 1502 yılında II. Bayezid zamanında da 
gerçekleştirilmiş ve bu kurallar yazılı hale getirilerek belgelendirilmiştir. 
Yapıldığı tarih göz önüne alındığında bu standardın önemi daha da artmaktadır. 1502 tarihli 
bu kanunnamede el sanatlarıyla ilgili olarak dokuma kumaşlar, giysiler, kuyumculuk ve 
bakırcılık gibi zanaat dalları incelenmiştir. Yapılan bu soruşturmada dokuma kumaşların 
çözgü tellerinde azalmalar tespit edilmiş, kalitesinin düştüğü saptanmış ve bunun üzerine 
kumaşların çözgü tellerinin ne olmasını gerektiği hakkında kararlar alınmıştır. Giysilerle 
ilgili bölümde ise giysilerin etek boyu ve kol boyunun bile uzunluklarının ne kadar olması 
gerektiği belirtilmiştir. Böylece bugünkü anlamıyla dünyanın ilk yazılı standart belgesi 
oluşturulmuştur. Aynı zamanda bu belge sadece standart olarak kalmamıştır. Saray giysileri 
ve sarayda kullanılan kumaş örnekleri günümüze kadar gelebilmişken halkın kullandıkları 
kumaşlar maalesef gelememiştir. Bu açıdan bakıldığında günlük kullanılan kumaş ve 
giysiler hakkında da önemli bilgiler içermektedir. 
Bu çalışmada kanunnamede ele alınan el sanatlarıyla ilgili olan bölümler incelenmiştir. 
Özellikle dokuma kumaşları incelenmiş ve günümüz Türkçesiyle açıklamaları yapılmıştır. 68
dergipark