Tekstil sanatı, insanlığın varoluşundan itibaren hem temel ihtiyaçları karşılayan işlevsel bir araç hem de toplumsal kültürlerin estetik algısını yansıtan en güçlü ifade biçimlerinden biri olmuştur. Bu sanat dalları arasında, yapılış mantığı ve felsefesiyle öne çıkan en kadim metotlardan biri şüphesiz kırkyama tekniğidir. Kırkyama, farklı doku, renk, desen ve boyutlardaki zıt kumaş parçalarının belirli bir nizam veya sanatsal kompozisyon dahilinde birbirine dikilmesiyle yepyeni, bütünsel bir kumaş yüzeyi oluşturulması işlemini ifade etmektedir. Yeni oluşturulan bu bütün halindeki tekstil yüzeyi, geleneksel elde dikiş iğne teknikleriyle üretilebileceği gibi, günümüz teknolojisinde modern dikiş makineleri yardımıyla da farklı yöntem ve özgün tasarımlarla hayata geçirilebilmektedir.
Kırkyama Sanatının Kavramsal Analizi ve Kültürel Terminolojisi
Literatür ve halk bilim çalışmaları detaylıca incelendiğinde, kırkyama tekniğinin hemen her halk kültürünün geçmişinde köklü bir yer edindiği görülmektedir. Bu yama tekniğinin temel mantığı, her zaman felsefi ve pratik olarak "parçadan tüme varan" bir anlayış üzerine kurulmuştur. Dünyanın farklı coğrafyalarında yaşayan toplumlar, kendi iklimlerine, yaşam tarzlarına ve estetik değerlerine göre ufak teknik, malzeme ve stil farklılıkları yaratarak bu sanata kendi özgün imzalarını atmışlardır.
Başlangıçta ekonomik olarak çeşitli ihtiyaçları karşılaması, eldeki kaynakları maksimum düzeyde değerlendirmesi amacıyla gelişen bu pratik parça birleştirme tekniği, zaman içerisinde görsel beğenisi yüksek olan ürünler biçiminde üretilmiş ve sanatsal bir boyut kazanmıştır. Tarihi gelişim silsilesine bakıldığında, kırkyamanın salt bir terzilik faaliyetinden ziyade bir sosyo-kültürel kimlik aktarımı olduğu açıkça söylenebilmektedir.
Özaslan (2001, s.4) kırkyamanın en geniş anlamda çeşitli ürünler elde etmek amacıyla farklı kumaş parçalarını bir araya getirerek “parça birleştirme” prensibine dayalı bir teknik olduğunu ifade etmektedir. Bu parça birleştirme tekniğinin, uygulandığı ülkenin diline ve kültürüne özgü bilinen birçok farklı ismi mevcuttur. Küresel literatürde ve modern tekstilde en yaygın kabul gören terim, Avrupa ve Amerika kökenli olan "patchwork" ifadesidir. Ancak bu zengin teknik sadece batı kültürüyle sınırlı değildir. Coğrafi ve kültürel çeşitliliğe bakıldığında şu isimlendirmeler dikkat çekmektedir:
-
Patchwork: Avrupa ve Amerika başta olmak üzere küresel tekstil literatüründe kullanılan genel isimdir.
-
Gurama: Kardeş coğrafyamız Azerbaycan halk kültüründe el emeği parça kumaş birleştirme sanatına verilen addır.
-
Jogakbo: Kore kültüründe özellikle ipek ve astarlık kumaş artıklarının geometrik bir düzenle bir araya getirildiği geleneksel örtü tekniğidir.
-
Wagga: Avustralya'da özellikle zorlu ekonomik dönemlerde çuval, battaniye ve eski kıyafet parçalarının kalın dikişlerle birleştirilmesiyle doğan yerel tekniktir.
-
Kırkyama: Türkiye'de Anadolu coğrafyasının her köşesinde sevgiyle yaşatılan, sabır ve bereketle özdeşleşen geleneksel isimdir.
Verilen bu bölgesel isimlerdeki farklılıklar; toplumların günlük rutin olaylarından, yaşadıkları coğrafyanın iklim koşullarından, din ve inanç faktörlerinden, tarihi dönüm noktalarından ve sosyo-ekonomik kırılmalardan esinlenerek gelişmiş ve tanımlanmıştır. Her kültür, elindeki atık malzemeyi değerlendirirken aslında kendi hikayesini kumaşlara işlemiştir.
Anadolu Kültüründe "Kırk" Sembolizmi ve Yama Kavramı
Ülkemizde bu tekstil sanatı yöreden yöreye "parça başı", "yamalı bohça", "kırkpare" gibi farklı isimler alsa da, ulusal literatürde en çok bilinen ve tescillenen ismi kırkyama olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu isimlendirmeyi oluşturan iki kelimenin de Türk halk kültüründe derin anlamları bulunmaktadır. Sözlük anlamına bakıldığında "yama" terimi; eski, yırtılmış, aşınmış veya delinmiş bir nesneyi onarma, kapatma, ömrünü uzatarak yeniden kullanılabilir hale getirme işlevini karşılamaktadır.
"Kırk" sayısı ise Anadolu kültüründe ve doğu mitolojisinde sıradan bir sayısal değerin çok ötesinde, sembolik ve kutsal bir anlam yüklenmiş terim olarak bilinmektedir. Günlük yaşamda bir bekleme süresi (kırk gün kırk gece), olgunlaşma dönemi ya da bolluk belirten bir yuvarlama sayısı olarak kullanılan "kırk" sayısı; dini inanışlarda (kırklar meclisi), deyim ve atasözlerimizde (bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır), efsane anlatılarında, halk hikâyelerinde, tasavvufi şiirlerde ve doğum-ölüm gibi belirli geçiş törenlerinde (kırkının çıkması) sık kullanılan sembolik bir ifadedir. Dolayısıyla "Kırkyama" ismi, sadece kırk adet parçanın birleşmesini değil; sabrın, emeğin, çokluğun içinde barınan birliğin ve bereketin sanatsal bir dışavurumunu temsil eder.
Kırkyama Tekniğinin İşlevsel Temelleri ve Tasarım Kuralları
Kırkyama tekniğinin dünya genelinde onlarca farklı ismi ve alt kategorisi olsa da, işlevi ve yapılışındaki temel mantık bakımından aynı teknik ritüellerin uygulandığı görülmektedir. Bu evrensel teknik, temelde parçalara bölünmüş haldeki kumaşların basit geometrik tekrarlar ya da karmaşık desenli kompozisyon düzenlemeleri halinde tek bir yüzey oluşturulması mantığını ifade etmektedir.
Geniş bir yelpazede kullanım olanaklarına sahip olan parça birleştirme işi, küçük dokuma veya örme kumaş parçalarına; aynı veya farklı boyutlarda geometrik (kare, üçgen, altıgen), kıvrımlı, asimetrik veya diagonal şekiller verilerek belli bir sanatsal kompozisyonda istiflenmesi esasına dayanır. Çeşitli renk ve desenki kumaşların sistematik bir nizamla bir araya getirilmesini sağlayan bu uygulama, Avrupa sanat çevrelerinde bir tür "tekstil mozaiklemesi" olarak da adlandırılmaktadır.
Kırkyama tasarımında estetik ve yapısal açıdan başarılı, kalıcı sonuçlar elde edebilmek tesadüfi değildir. Literatürde Cubrıc ve diğerleri (2014) tarafından yapılan araştırmalara göre, bu kumaş birleştirme tekniklerinde orijinal, dayanıklı ve görsel açıdan etkili sonuçlar ortaya çıkarabilmede en önemli üç temel faktör şunlardır:
-
Malzeme ve Kumaş Seçimi: Yapılan yama çalışmasında kullanılacak dokuma veya örme kumaş parçalarının lif içeriklerinin, ağırlıklarının, kalınlıklarının ve esneklik yapılarının birbiriyle uyumlu olması gerekir. Aksi halde yıkama sonrası çekme ve potluklar oluşabilir.
-
Renk ve Kontrast Uyumu: Görsel derinlik ve sanatsal bir kontrast yaratabilmek amacıyla açık, orta ve koyu renk tonlarındaki kumaş numunelerinin kompozisyon içerisinde doğru ve dengeli bir şekilde bağlanması şarttır.
-
Geometrik Desen ve Kesim Doğruluğu: Bütünsel kumaşı oluşturacak geometrik şablonların hassas kesilmesi, katlama veya birleştirme tekniklerinin milimetrik doğrulukla uygulanması estetik kaliteyi doğrudan belirler.
Tarih Öncesi Çağlardan Günümüze Kırkyamanın Tarihsel Gelişimi
Kırkyamanın tarihsel kökenleri, insanlığın dokuma ve kaynak yetersizliği yaşadığı ilk çağlara kadar uzanmaktadır. Tarih öncesi çağlarda ve antik dönemlerde gündelik yaşamların araştırılmasıyla elde edilen arkeolojik ve etnografik bilgilerde, özellikle göçebe yaşam süren bedevi kadınların eldeki sınırlı imkânlardan ötürü bu tekniği zorunlu olarak geliştirdikleri görülmektedir.
Bedevi kadınlar, koyun ve deve kılından el tezgahlarında dokunmuş dar şeritli kumaş parçalarını ziyan etmemek adına birbirine ekleyerek büyük bütün kumaşlar elde etmişlerdir. Bu yöntemle, geceleri çöllerin dondurucu soğuğundan korunmak için kalın yatak örtüleri ve barınma ihtiyaçlarını karşılayan büyük çadır bezleri üretmişlerdir. İlginç bir tarihi detay olarak; o dönemlerde bir çadır sahibinin ekonomik ve sosyal durumu, çadırın yapımında kullanılan yamalı bez parçalarının kalitesine, uzunluğuna ve sayı adedine bakılarak kolayca anlaşılabilmekteydi.
Geçmiş dönemlerdeki yamalı işler kronolojik olarak incelendiğinde, bu tekniğin sadece ekonomik bir zorunluluk değil, aynı zamanda kültürel, dini ve toplumsal kimlikleri içeren birer sessiz vesika olduğu dikkat çekmektedir. Toplumlar, kendileri için ortak kutsal değerler olan ülke bayraklarını, mensubu oldukları dinlerin sembollerini, mitolojik figürleri, Noel Baba ve çam ağacı gibi mevsimsel motifleri, kentlerin mimari yapılarını yansıtan figürleri sembolik değerler kapsamında kırkyama motiflerine dökerek kalıcı hale getirmişlerdir.
İlk olarak Avrupa’da, özellikle İngiltere'de bir sanat ekolü ve ev zanaatı konumuna getirilen yama işi tekniği, saraylardan kırsaldaki kulübelere kadar toplumun her kesiminden insan tarafından aktif olarak yapılmaktayydi. Zengin ve fakir halk sınıfı olarak ayrılan insanların yaptıkları kırkyama işleri; kullandıkları kumaşların kalitesinden (ipek, kadife vs. karşılık pamuklu ve çuval bezleri), tasarım düzenindeki geometrik karmaşıklıktan ve dikiş tekniklerindeki ince işçiliğe bakılarak birbirinden net bir şekilde ayırt edilebilmekteydi. Dönemin aile geleneklerinde, daha küçük yaşlardaki kız çocuklarına evlilik çağına gelene kadar dikiş yapma becerileri kazandırılır ve özellikle bir tür iğne işi sanatı anlamına gelen yama tekniğinin temel dikiş varyasyonları titizlikle öğretilirdi.
İkiz Sanatların Buluşması: Kapitone ve Kırkyama İlişkisi
Kırkyama tarihini incelerken, onunla ayrılmaz bir bütün oluşturan kapitone (quilting) tekniğine değinmemek büyük bir eksiklik olacaktır. Kapitone ve kırkyama tekniği, birbiriyle iç içe geçmiş, yüzyıllar boyunca birbirini beslemiş ve tekstil tarihinde adeta paralel doğrultuda ilerlemiş iki yakın zanaattır. Dünyaca ünlü tekstil tarihçisi Webster, geçmiş ve günümüz tarihinde çoğu kez birlikte kullanılan, ayrılmaz bir bütün haline gelen bu iki tekniği literatürde "ikiz sanatlar" olarak tanımlamaktadır.
Kırkyama, temelde üst yüzeydeki parçalı kumaş tasarımını (top) oluşturma sanatı iken; kapitone bu parçalı üst kumaşın altına elyaf, yün veya pamuk gibi bir dolgu malzemesi ve en alta da bir astar kumaş yerleştirerek üç katmanı birbirine desenli dikişlerle sabitleme işidir. Dolayısıyla kırkyama ile estetik olarak bir araya getirilen parçalar, kapitone dikişleriyle hem hacimsel bir boyut kazanmakta hem de ısı yalıtımı sağlayarak işlevselliğin zirvesine ulaşmaktadır. Günümüzde bu ikiz sanatlar, tekstil endüstrisinden modern haute couture moda tasarımlarına, ev tekstilinden çağdaş fiber sanat galerilerine kadar geniş bir yelpazede sanatsal değerini ve popülerliğini korumaya devam etmektedir.