Whatsapp Tekstil Kursları Destek Hattı

moda ikonu tom ford

 

Bir çift ayakkabı, moda sevdası, çalışmak, oyunu kurallarına göre oynamak… Merdivenleri yavaş yavaş tırmanırken hayatının merkezinde hep bunlar vardı. Şimdi oturduğu tahtından, moda dünyasının zirvesinde olmanın keyfini sürüyor...

Modanın tüm duayenleri, onu son yılların dahi tasarımcısı olarak tanımlıyor, en önemli dergilerden Vogue onun için "Stiliyle dünyayı ele geçirecek insan" diyor. Tom Ford deyince akan sular duruyor. Angelina Jolie, Kate Moss, Charlize Theron gibi dünya starları onun tasarladığı gözlüklerden vazgeçemiyor, her sezon tasarladıkları büyük merak uyandırıyor. Oysa dahi Ford'un bugünlere gelmesi hiç de kolay olmadı ve moda dünyasına ismini altın harflerle yazdıracağı aslında çocukluğundan belliydi. 1962'de Teksas'ta doğmasına rağmen çocukluğunun büyük bir bölümünü New Mexico'da geçirdi. Renkli giyinmeyi seven annesinin ona ilk öğüdü; her zaman iyi giyinmesi gerektiği, kötü giyinmenin insanlara saygısızlık anlamına geleceğiydi. Çocuklukta yaşanılanlar önemlidir. Ailenin vereceği en küçük bir hediye, aslında insanın hayatında mihenk taşı olabiliyor. Annesinin 12 yaşındayken ona aldığı bir çift Gucci Loafers ayakkabı da, tüm çocukluğu boyunca iyi giyinmenin endişesini taşıyan Ford için bir işaret gibiydi. Annesi onun deniz feneri olmuştu. Belki de daha 12 yaşındayken Gucci'ye gönülden bağlanması, onun Gucci'nin baş tasarımcısı olmasını sağlayacaktı.

NEW YORK, NEW YORK…
Ford için 17 yaşında yuvadan uçma vakti gelmişti. Yolculuk, sanat tarihi okumak üzere Amerika'da modanın kalbinin attığı şehir, New York'aydı. Sanat tarihinin kendisine göre olmadığını anlayıp bir yıl sonra televizyon reklamlarında rol aldı. Bu yakışıklı adam, modadan şöhreti yakalayamasaydı da televizyon üzerinden şöhret olacağı aşikardı. Sonunda dünyanın en tanınmış tasarım okullarından Parsons School of Design'da mimarlık okumaya karar verdi. Bazen hayatı akışına bırakmak en doğrusudur. Gözlemler, doğrular, yanlışlar aslında ne yapmak istediğinizin işaretini oluşturur. Ford da bölüm değiştirdi, modellik yaptı. Ama hayat, onu Parsons'ta son sene moda okumaya itti. Bu son senenin altı ayını modanın başkenti Paris'te geçirdi.
Parsons'ta okurken gittiği ünlü Studio 54 isimli gece kulübünde, Andy Warhol gibi bir “pop art” ikonuyla tanışması, Tom Ford’un hem cinsel kimliğini ortaya koyacak, hem de tasarımlarında önemli bir etkisi olacaktı. Artık Ford ne istediğini biliyordu, moda tasarımcısı olacaktı.

ŞANSINI KENDİ YARATTI
Mezun olduktan sonra soluğu Chloe şirketinde halkla ilişkiler pozisyonunda aldı. Oysa onun aklında hep moda vardı. Bir ay boyunca her gün tasarımcı Cathy Hardwick’in kapısını aşındırdı ve sonunda Hardwick’in asistanı olmayı başardı. Hardwick Ford’u neden işe aldığını şöyle açıklayacaktı: “Ona en beğendiği Avrupalı tasarımcıları sordum. Bana Armani ve Chanel dedi. Bir ay sonra neden bu cevabı verdiğini yeniden sorduğumda, verdiği cevap her şeyi anlatıyordu: “Çünkü her gün Armani’yle ilgili mutlaka bir şeyler giyiyorsun”. Ford verdiği cevapla aslında ne kadar zeki olduğunu kanıtlıyordu. Tabii Ford için Hardwick’le çalışmak, çıkacağı merdivenlerin sadece ilk basamağıydı. Perry Ellis’in yanında çalışmaya başladığı zaman takvimler 1988 yılını gösteriyordu. Tom Ford artık Amerika’da yapacaklarını tamamlamıştı.

MODA DÜNYASININ YENİ YILDIZI
Sıra İtalya’yı, daha doğrusu Milan’ı fethetmeye gelmişti. İşte Tom Ford, isminin asıl duyulmasını sağlayacak Gucci’nin kapısından içeri girecekti. Gucci aslında statünün, lüksün sembolüydü. Fakat bu dediklerimiz Ford’un Gucci’de çalışmaya başladığı zamanlar için tamamen geçersiz.
Çünkü Gucci, o dönemde herkesin hayallerini süsleyen bir marka olmaktan çok uzaktaydı ve 1990 yılında taze kanını bulmuştu: Tom Ford. Gucci’nin baş tasarımcısı olmasıyla birlikte tüm dengeleri değiştirdi. Gucci’yi indiği tahtına tekrardan oturttu. Bunda Madonna’nın da büyük bir katkısı oldu. 1995 yılında MTV Müzik Ödülleri’nde giydiği korse tarzı Gucci kıyafeti, seksiliği, modern kadını, feminenliği simgeliyordu. Bir anda Gucci’nin satışları nerdeyse yüzde 100 arttı. Gucci giymek, bir anlamda Tom Ford imzasını taşımak demekti. Gucci’nin 2000 yılında Yves Saint Laurent’e geçmesiyle, bu kez YSL’nin baş tasarımcısı oldu. Dahi çocuk 2004 yılına kadar Gucci’nin kralı oldu.

YETENEK HİÇBİR ŞEY, ÇALIŞMAK HER ŞEY
Aslında Tom Ford ve moda dünyası için her şey o yıl başladı. Ford, Gucci’yi hak ettiği yere yeniden geçirdikten sonra istifasını sundu. Moda dünyası sarsılıyordu. Son yılların dahi çocuğu, dev tasarımcı Gucci'yle yollarını ayırıyordu. Moda dünyasının 11 Eylül'ü, çok önemli gazetelerin bile ekonomi sayfalarında boy boy yer kaplıyordu. Ne de olsa o bir moda ikonuydu. Sessizliği sadece iki yıl sürdü. Önce parfümleri, sonra gözlükleri konuşuldu. Şimdi yarattığı erkek markasıyla adından yeniden söz ettiriyor. Onun bu başarı yolculuğunda Tom Ford’u bir ikon haline dönüştüren neydi? “Yeteneğim diğer insanlar kadar. Başarımın sırrı çok çalışmam da. Eğer bu kadar başarılı olmasaydım çok mutsuz bir insan olurdum” diyor Ford. Gerçekten de başarısının sırrı çok çalışmasında. Günde sadece 2-3 saat uyuyor, başucunda mutlaka not defterini bulunduruyor. Kafasında uçuşan yeni fikirler, bir şekilde hayat buluyor. Onun yaratıcılığına kimse söz söyleyemiyor. Öylesine yaratıcı ki, moda ikonluğundan yönetmenliğini üstleneceği ‘A Single Man’ filmi üzerinde hummalı bir çalışma sürdürüyor.

ŞOVUN KADAR VARSIN
Tom Ford demek, bir anlamda seksapalite, kışkırtıcılık, cinselliği vurgulamak demek. Çıkardığı ‘Black Orchid’ parfümü, kokusundan ziyade reklamlarıyla şaşkınlık yaratmaya yetti bile. Çünkü Ford sınırları zorlayarak ilanlarda erkek parfümünü kadınlara kışkırtıcı ve ahlaki değerleri zorlayıcı bir şekilde sergiletti. Diğer reklamların da bundan aşağı kalır yanı yoktu. “Reklam kampanyaları moda ve tasarım dünyasının şovudur. Bu şovla dikkatleri çeker ve koleksiyonunuz hakkında merak uyandırırsınız. Bu iddianın arkasında yaratıcı bir koleksiyon olmak zorunda. Yoksa gümlersiniz.” ‘Black Orchid’, reklamın iyisi kötüsü olmaz sözünü doğrularcasına o kadar büyük bir ilgi (ve tepki) topladı ki, California’lı bir çiçek üreticisi dünyanın ilk siyah orkidesini bile üretti.

BOND’U KİM GİYDİREBİLİR?
‘Lüks sadece insan elinden çıkabilir” diyor Tom Ford. Şehirli, kültürlü erkeği lükste yeniden şekillendiriyor. Lüksün, şehirli, karizmatik erkeğin sinemadaki kahramanını da Ford’dan başka kimse giydiremezdi. Geçen sene gösterimde olan son Bond filmi ‘Quantum of Solace’da Daniel Craig’i tabii ki Tom Ford giydirdi. Dar kalıpları Bond’un seksiliğini gözler önüne sererken, ceketin etek kısımlarındaki detaylar da maceradan maceraya koşmasına olanak sağlıyordu. Bond, aslında Ford için biçilmiş kaftandı. “Dünyada giydirecek James Bond’dan daha iyi bir erkek yok.”

STİL HER ZAMAN DEĞİŞTİRİLMEZ
Vücudunun tüm hatlarını ortaya çıkaran kıyafetleri, gömleğini sonuna kadar açık bırakması… İşte Ford’un stilinde ilk göze çarpanlar ve o senelerdir bundan vazgeçmiyor. Çünkü stilin sürekli yenilenmesini yanlış görüyor. 21. yüzyılın moda dehasının yapacakları henüz bitmiş değil. Her şey onun için daha yeni başladı ve yapacakları şimdiden sabırsızlıkla bekleniyor.

hurriyet.com.tr